A. G. Baumgarten’da duyusal bilginin bilimi olarak estetik


































































zihne açık ve seçik olarak sunulan her düşüncenin doğru olduğuna inanır. Ona göre açık, zihne doğrudan doğruya verilendir. Seçik” ise, bir bilginin nesnesinin kurucu öğelerinin birbirine karışmış olarak değil, birbirlerinden ayrı olduklarının seçilerek kavranmasıdır. Hem açık hem de seçik olan fikirler apaçıktır. Apaçıklık, doğruluğun ölçüsüdür. Descartes, insan ruhunda doğuştan gelen, Tanrı düşüncesi gibi düşünce veya tasarımlara “doğuştan ideler” der. Buna karşılık, duyular aracılığıyla dışarıdan gelen ideler ve insanın hayal gücünün ürünü olan yapma ideler vardır. Hayal gücünün ideleri ve dışarıdan duyular aracılığıyla gelen ideler daima bulanıktır, çünkü her ikisinin de aracı duyulardır ve duyularla edinilenler daima bulanıktır.8 Descartes, genel bir disiplin seviyesine yükseltilemeyen duyusal algılamanın varlığını dışarıda tutarak, metodik olmayan nesnel değer yargılarına sahip olduğunu iddia ederek estetik algılamayı reddedişini açıklar. Kartezyen açık ve seçik fikirler idealine dayanan felsefe duyusallığı problem olarak görür çünkü duyusallık, kavramsal genellemeye indirgenemeyen ve açık fikirlere dayanmayan kendi özelliği ile yaşar.9 Duyarlılığın epistemolojik gücü, Leibniz’in (16461716) salt matematik algılamanın dışında ilk adımı atmasına rağmen, Descartes’ten sonra zayıf olarak değerlendirilir.
Leibniz kendi felsefe sistemini dini bir temele dayandırmıştır; dünya bir creatio Dei, yani Tanrı’nın yaratımıdır. Dolayısıyla dünya, baskın olarak mantık, fizik ve matematik temellerle ifade edilebilecek rasyonel yasalara göre tanımlandırılmış yapıların bir bütün halinde bulundukları iyi organize edilmiş bir yerdir. Kimi yerde adlandırıldığı gibi mantık-ontolojik denklem algıdaki realitenin basit bir yansıması değildir.10
Descartesin açıklık seçiklik ölçütlerinin fikirlerimizin uygun bir sınıflaması için yeterli olmadığını düşünen Leibniz, algının hiyerarşi seviyelerini bilinçsiz algılamadan tam bir kavrayışa kadar sıralar.11 Leibniz, algıyı dört basamağa ayırır. İlk basamakta duyusal algı yer alır ve bu algıyı bulanık ve açık olarak ikiye ayırır.12
8 Descartes, R., Metot Üzerine Konuşma, çev. K.Sahir Sel, Sosyal Yayınlar, İst.,1984, s.24 9 Bowie, A, Aesthetics and subjectivity: from Kant to Nietzsche, Manchester University Press,
Manchester, 2003, s. 5 10 Adams, Robert Merrihew, Leibniz: Determinist, Theist, Idealist, Oxford University Pres, 1994, s. 58
– 59 11 Deleuze, Gilles, Leibniz Üzerine Beş Ders, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007, s.43 12 Gökberk, Macit, a.g.e., s. 275
7



14. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Bilimsel ve mistik düşüncede varlık - Sayfa 119
inanabiliriz. Bunların arasında hatırlamalarımız da vardır. Belleğimizin bizi boyuna yanılttığı, bize geçmişi olduğundan büsbütün başka türlü göstermekte olduğu düşünülebilir. Ama o zaman, Tanrı’nın bu hatırlamaları bize sırf yanılmalar içinde şaşırıp kalmamız için verdiğini kabul etmek gerekir; bu ise onun en yetkin varlık oluşu ile uzlaşamaz. Dışımızdaki cisimler dünyası için de durum böyledir. ...
Kant'ta aritmetiğin sentetik a priori olarak olanaklılığının matematik felsefesi açısından önemi ve matematik eğitimine yapabileceği katkılar - Sayfa 131
düşmesini imkânsızlaştırır, dahası yargı oluşamaz. Kant’ta sayı, Platon ve Hardy’nin aksine insan zihni dışında kendi başına var olan bir nesne değil, tam tersine insan zihninde a priori olarak inşa edilen bir nesnedir. Böylece bu önemli farka bir kez daha dikkat çekilmiş oldu. René Descartes 17. yüzyılda modern felsefenin kurucusudur. Matematikçi-filozof Descartes, aynı zamanda cebir ile geometr...
Gazali'de bilgi-ahlak ilişkisi The relationship between knowledge - Sayfa 57
olmaktan çıkacaktı. O, "en yetkin varlık" olarak mevcuttur, dolayısıyla bizi aldatmaz. Öyleyse içinde yaşadığımız alem de vardır ve tüm bunların açık bilgisi mümkündu..r. 138 Descartes Tanrının varlığı gibi bizde yerleşik olan bilgilere "doğuştan ideler" der. Duyular aracılığıyla edinilen bilgilere "dışarıdan gelen ideler", hayal gücü ile yapılanlara ise "benim kendi yapmış olduğum ideler" adını ...

14. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

kendi
olan
açık
seçik
tanrı
descartes


14. SAYFA ICERIGI

zihne açık ve seçik olarak sunulan her düşüncenin doğru olduğuna inanır. Ona göre açık, zihne doğrudan doğruya verilendir. Seçik” ise, bir bilginin nesnesinin kurucu öğelerinin birbirine karışmış olarak değil, birbirlerinden ayrı olduklarının seçilerek kavranmasıdır. Hem açık hem de seçik olan fikirler apaçıktır. Apaçıklık, doğruluğun ölçüsüdür. Descartes, insan ruhunda doğuştan gelen, Tanrı düşüncesi gibi düşünce veya tasarımlara “doğuştan ideler” der. Buna karşılık, duyular aracılığıyla dışarıdan gelen ideler ve insanın hayal gücünün ürünü olan yapma ideler vardır. Hayal gücünün ideleri ve dışarıdan duyular aracılığıyla gelen ideler daima bulanıktır, çünkü her ikisinin de aracı duyulardır ve duyularla edinilenler daima bulanıktır.8 Descartes, genel bir disiplin seviyesine yükseltilemeyen duyusal algılamanın varlığını dışarıda tutarak, metodik olmayan nesnel değer yargılarına sahip olduğunu iddia ederek estetik algılamayı reddedişini açıklar. Kartezyen açık ve seçik fikirler idealine dayanan felsefe duyusallığı problem olarak görür çünkü duyusallık, kavramsal genellemeye indirgenemeyen ve açık fikirlere dayanmayan kendi özelliği ile yaşar.9 Duyarlılığın epistemolojik gücü, Leibniz’in (16461716) salt matematik algılamanın dışında ilk adımı atmasına rağmen, Descartes’ten sonra zayıf olarak değerlendirilir.
Leibniz kendi felsefe sistemini dini bir temele dayandırmıştır; dünya bir creatio Dei, yani Tanrı’nın yaratımıdır. Dolayısıyla dünya, baskın olarak mantık, fizik ve matematik temellerle ifade edilebilecek rasyonel yasalara göre tanımlandırılmış yapıların bir bütün halinde bulundukları iyi organize edilmiş bir yerdir. Kimi yerde adlandırıldığı gibi mantık-ontolojik denklem algıdaki realitenin basit bir yansıması değildir.10
Descartesin açıklık seçiklik ölçütlerinin fikirlerimizin uygun bir sınıflaması için yeterli olmadığını düşünen Leibniz, algının hiyerarşi seviyelerini bilinçsiz algılamadan tam bir kavrayışa kadar sıralar.11 Leibniz, algıyı dört basamağa ayırır. İlk basamakta duyusal algı yer alır ve bu algıyı bulanık ve açık olarak ikiye ayırır.12
8 Descartes, R., Metot Üzerine Konuşma, çev. K.Sahir Sel, Sosyal Yayınlar, İst.,1984, s.24 9 Bowie, A, Aesthetics and subjectivity: from Kant to Nietzsche, Manchester University Press,
Manchester, 2003, s. 5 10 Adams, Robert Merrihew, Leibniz: Determinist, Theist, Idealist, Oxford University Pres, 1994, s. 58
– 59 11 Deleuze, Gilles, Leibniz Üzerine Beş Ders, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007, s.43 12 Gökberk, Macit, a.g.e., s. 275
7

İlgili Kaynaklar







single.php