A. G. Baumgarten’da duyusal bilginin bilimi olarak estetik


































































Bulanık algılar tam olarak bilincine varamadığımız dolayısıyla kavrayamadığımız algılardır. Objelerinin algılanmasına izin veremeyecek derecede petites perceptions, yani küçük algılamalar olarak adlandırılırlar.13 Ama bu sonsuz küçük derecede de bu bilinç bir gerçek olmaktan çıkmaz. Bu çeşitten bilinçli olmayan tasarımlara Leibniz küçük algılar (petites percetions) der. Bu küçük algıların ne olduğunu anlatmak için kendisinin verdiği bir örnek: Kıyıya vuran dalgaların çıkardığı sesi biz toptan işitiriz. Oysa bu arada her bir su tanesinin ayrı bir sesi vardır, bunları da algılayamayız, dalgaların toptan sesi bu sonsuz küçüklükteki seslerden meydana gelmiştir. İşte küçük algılar su tanelerinin işitmediğimiz sesleri gibidirler gündüz gökteki yıldızları göremediğimiz gibi.14 Bir nesne, tekrar bir sunumda duyular tarafından tanınacak biçimde kavranamazsa, bu algı bulanıktır. Buna karşın, eğer bir şey duyular aracılığıyla yeniden tanınabilecek kadar belirgin algılanmışsa bu algı açıktır, diğer taraftan bilinçlidir ve nesnesinin farkına varılmasına izin verir. Bununla birlikte, açık algı, altında daha da tam olan algısal çıkarımların bütün spektrumunu barındırır. Bir algı ancak, nesne çeşitli özelliklere sahipse açık veya kapalı olarak adlandırılabilir, fakat özellikleri ayrı ayrı listelenemez. Onların var olduğu çok iyi bilinir fakat tek tek listelemeye çalışmak hata yapmaya neden olur. Bu seviyeye zıt olarak, açık ve seçik bir algı, nesnenin tüm özelliklerinin sıralanmasına izin verir ve nesnenin tam bir tanımı yapılabilir. Leibniz açık-seçik algıyı yeterli ve yetersiz, aynı zamanda sembolik ve sezgisel olarak ikiye ayırır. Sadeleştirmek gerekirse, onun bu yüksek seviye algılama durumlarını tamamıyla rasyonel olarak nitelendirdiğini ve çoğunun insanoğlunun nadir başarımları olduğunu belirttiğini ve en yüksek seviyedeki sezgisel bilginin, nesnenin tüm özelliklerinin bilgisine mutlak sahip olan Tanrı için rezerve edilmiş olduğunu söylediği sonucu çıkartılabilir.15
Mevcut içerikte dikkate alınması gereken şey, açık ve bulanık algının seviyesidir. Bu paradoksal bir durum gibi görünüyorsa da açık algının sadece objenin tanınması kısmını gerçekleştirdiğini unutmamak gerekir; fakat bu analitik prosedürde onun parçalarını tüketmez. Bizler her ne kadar ayıramasak ve sıralayamasak da
13 Hammermeister, Kai, a.g.e., s. 7 14 Deleuze, G, a.g.e. 15 Hammermeister, Kai, a.g.e., s. 8
8



15. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Deleuze'ün sinema felsefesine kaos-oluş perspektifiyle yaklaşma denemesi - Sayfa 52
etkileşim içindeyken ruh bütün parçaların farkına varamaz. Bu yüzden karmaşık duygular algı çeşitliliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar: Bu çeşitlilik sonsuzdur. Bu, deniz kıyısına yaklaşan insanların duyduğu o karışık gürültüye benzer: gürültü sayısız dalga vuruşlarından oluşmuştur. Eğer bu dalga vuruşlarının tümü hemen hemen eşit düzeyde izlenimler oluşturuyorsa ya da ruhun dikkatini çekeb...

15. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

açık
leibniz
olan
algı
seçik
sahip


15. SAYFA ICERIGI

Bulanık algılar tam olarak bilincine varamadığımız dolayısıyla kavrayamadığımız algılardır. Objelerinin algılanmasına izin veremeyecek derecede petites perceptions, yani küçük algılamalar olarak adlandırılırlar.13 Ama bu sonsuz küçük derecede de bu bilinç bir gerçek olmaktan çıkmaz. Bu çeşitten bilinçli olmayan tasarımlara Leibniz küçük algılar (petites percetions) der. Bu küçük algıların ne olduğunu anlatmak için kendisinin verdiği bir örnek: Kıyıya vuran dalgaların çıkardığı sesi biz toptan işitiriz. Oysa bu arada her bir su tanesinin ayrı bir sesi vardır, bunları da algılayamayız, dalgaların toptan sesi bu sonsuz küçüklükteki seslerden meydana gelmiştir. İşte küçük algılar su tanelerinin işitmediğimiz sesleri gibidirler gündüz gökteki yıldızları göremediğimiz gibi.14 Bir nesne, tekrar bir sunumda duyular tarafından tanınacak biçimde kavranamazsa, bu algı bulanıktır. Buna karşın, eğer bir şey duyular aracılığıyla yeniden tanınabilecek kadar belirgin algılanmışsa bu algı açıktır, diğer taraftan bilinçlidir ve nesnesinin farkına varılmasına izin verir. Bununla birlikte, açık algı, altında daha da tam olan algısal çıkarımların bütün spektrumunu barındırır. Bir algı ancak, nesne çeşitli özelliklere sahipse açık veya kapalı olarak adlandırılabilir, fakat özellikleri ayrı ayrı listelenemez. Onların var olduğu çok iyi bilinir fakat tek tek listelemeye çalışmak hata yapmaya neden olur. Bu seviyeye zıt olarak, açık ve seçik bir algı, nesnenin tüm özelliklerinin sıralanmasına izin verir ve nesnenin tam bir tanımı yapılabilir. Leibniz açık-seçik algıyı yeterli ve yetersiz, aynı zamanda sembolik ve sezgisel olarak ikiye ayırır. Sadeleştirmek gerekirse, onun bu yüksek seviye algılama durumlarını tamamıyla rasyonel olarak nitelendirdiğini ve çoğunun insanoğlunun nadir başarımları olduğunu belirttiğini ve en yüksek seviyedeki sezgisel bilginin, nesnenin tüm özelliklerinin bilgisine mutlak sahip olan Tanrı için rezerve edilmiş olduğunu söylediği sonucu çıkartılabilir.15
Mevcut içerikte dikkate alınması gereken şey, açık ve bulanık algının seviyesidir. Bu paradoksal bir durum gibi görünüyorsa da açık algının sadece objenin tanınması kısmını gerçekleştirdiğini unutmamak gerekir; fakat bu analitik prosedürde onun parçalarını tüketmez. Bizler her ne kadar ayıramasak ve sıralayamasak da
13 Hammermeister, Kai, a.g.e., s. 7 14 Deleuze, G, a.g.e. 15 Hammermeister, Kai, a.g.e., s. 8
8

İlgili Kaynaklar







single.php