19. yüzyılın ortalarında Eski Mısır dönemine ait tıbbi papirüslerin bulunması, bu dönem tıbbı ve ilaçları hakkında bilgilerimizi çok genişletmiştir. Bunların en önemlisi olan Ebers papirüsünde yazan reçetelerde en çok adı geçen bitki ve bitki kısımları; acımarul, adasoğanı, ardıç meyvesi, banotu, çiğdem, hardal, hintyağı, incir, keten tohumu, kişniş, mürver, nar kabuğu, pelin otu, safran, sakız, sarısabır, soğan, tarçın ve üzümdür [4, 6].
Ayrıca Boğazköyde bulunmuş olan Hitit tabletlerinden, insanların ilaç yapmak için genellikle yabani bitkisel drogların kullanıldığı ve drog elde etmek için bazı önemli bitkileri yetiştirdikleri anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Hitit ve Bizans döneminde Anadoluda elde edilen bazı drogların diğer ülkelere satıldığı da bilinmektedir [4].
Elde edilen diğer bazı kanıtlardan da insanların ilaç bileşenlerini içeren bitki lapalarını yara üzerine koymak suretiyle uzun uygulamalar yaptıkları ve bu sayede yüzlercesinin nasıl bir arada kullanılacağını öğrendikleri anlaşılmaktadır [7, 8].
Günümüzde 150000den fazla bitki türü bilimsel olarak çalışılmış ve bunların birçoğunun tedavi edici maddeler içerdiği saptanmıştır. Bu maddeler izole edilip ilaçların hazırlanmasında kullanılabildiği gibi bitkinin kendisi de bir tedavi edici olarak kullanılabilmektedir [9, 10, 11].
Bilindiği gibi bitkilerde fotosentez ve metabolizmaları sonucu sentezlenen ve metabolit olarak adlandırılan düzinelerce madde karışım halinde bulunmaktadır. Aslında son derece yetenekli bir bilim adamı olan doğanın, ustalıkla tasarladığı kimyasal moleküllerin çoğu gelişmiş laboratuvarlarda, çağımızın gelişen teknik ve olanaklarına karşın hala sentezlenememektedir. Tıbbi bitkilerin sentezledikleri toksik maddeler, aslında doğada enfeksiyonlara, böceklere ve herbivorlara karşı koruyucu bir rol oynamaktadır. Tıbbi bitkilerin bu denli kimyasal yapı zenginliğinden, sitotoksik ve mutajenik potansiyellerinden yeni etkin ilaç molekülleri geliştirilebilmesi amacıyla yararlanılması ilaç araştırmacılarının başlıca çalışma alanını oluşturmaktadır. Bu zengin içerikten tedavi amacıyla yararlanılmasında bir diğer yaklaşım ise fitoterapidir [9, 12].
2



2. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Hibiscus sabdariffa L. bitkisinin antimikrobiyal ve antioksidan aktivitesinin araştırılması - Sayfa 14
2 bitkileri ile ilgili bilgilerimizin kökenleri Hititler dönemine kadar dayanmaktadır. Bu dönemde Anadolu’da bazı tıbbi bitkilerin yetiştiğini ve bazı drogların (Haşhaş başı, Kitre, Mazı ve Safran gibi) dış satımının yapıldığı belirtilmektedir (Dağcı ve Dığrak, 2006). Ülkemizde bitkisel zenginlik; üç fitocoğrafik bölgenin kesiştiği bölgede bulunması, Güney Avrupa ile Güneybatı Asya floraları aras...
Ordu aktarlarında satılan bazı bitkisel drogların uçucu yağ içerikleri ve bileşenlerinin belirlenmesi - Sayfa 9
1 ı. GİRİŞ İnsanlar bitkilerden çok eski dönemlerden beri besin maddesi olarak, koruyucu ve tedavi edici amaçla ilaç olarak, boya elde etmek amacıyla ve süs bitkisi olarak yararlanmışlardır. Bitkilerin ilaç olarak kullanımı, insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanların temel besin kaynağı olan bitkiler, aynı zamanda insanoğlunun ilk ilaç kaynağı olmuştur. Tedavi amacıyla kullanılan bitkilerin mikta...
Bazı bitki ekstraktlarının antibakteriyel etkilerinin disk difüzyon yöntemiyle araştırılması - Sayfa 2
Anadolu’da yaşamakta olan (38) “Anadolu insanı” da sürekli olarak doğada yetişen bitkilerden yararlanmaya çalışmıştır. İlk zamanlarda hastalıkların tedavisinde dinsel törenler kullanılmış, ama daha sonra tıbbi bitkiler ile tedavi en önemli yeri almıştır (7,30). Son yıllarda tıbbi bitkiler ve bunlardan elde edilen aktif maddeler üzerindeki çalışmalar ve bunlara karşı olan ilgi çok artmıştır. Bunun...

2. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

drog
tıbbi
ilaç
bitki
tedavi
olan


2. SAYFA ICERIGI

19. yüzyılın ortalarında Eski Mısır dönemine ait tıbbi papirüslerin bulunması, bu dönem tıbbı ve ilaçları hakkında bilgilerimizi çok genişletmiştir. Bunların en önemlisi olan Ebers papirüsünde yazan reçetelerde en çok adı geçen bitki ve bitki kısımları; acımarul, adasoğanı, ardıç meyvesi, banotu, çiğdem, hardal, hintyağı, incir, keten tohumu, kişniş, mürver, nar kabuğu, pelin otu, safran, sakız, sarısabır, soğan, tarçın ve üzümdür [4, 6].
Ayrıca Boğazköyde bulunmuş olan Hitit tabletlerinden, insanların ilaç yapmak için genellikle yabani bitkisel drogların kullanıldığı ve drog elde etmek için bazı önemli bitkileri yetiştirdikleri anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Hitit ve Bizans döneminde Anadoluda elde edilen bazı drogların diğer ülkelere satıldığı da bilinmektedir [4].
Elde edilen diğer bazı kanıtlardan da insanların ilaç bileşenlerini içeren bitki lapalarını yara üzerine koymak suretiyle uzun uygulamalar yaptıkları ve bu sayede yüzlercesinin nasıl bir arada kullanılacağını öğrendikleri anlaşılmaktadır [7, 8].
Günümüzde 150000den fazla bitki türü bilimsel olarak çalışılmış ve bunların birçoğunun tedavi edici maddeler içerdiği saptanmıştır. Bu maddeler izole edilip ilaçların hazırlanmasında kullanılabildiği gibi bitkinin kendisi de bir tedavi edici olarak kullanılabilmektedir [9, 10, 11].
Bilindiği gibi bitkilerde fotosentez ve metabolizmaları sonucu sentezlenen ve metabolit olarak adlandırılan düzinelerce madde karışım halinde bulunmaktadır. Aslında son derece yetenekli bir bilim adamı olan doğanın, ustalıkla tasarladığı kimyasal moleküllerin çoğu gelişmiş laboratuvarlarda, çağımızın gelişen teknik ve olanaklarına karşın hala sentezlenememektedir. Tıbbi bitkilerin sentezledikleri toksik maddeler, aslında doğada enfeksiyonlara, böceklere ve herbivorlara karşı koruyucu bir rol oynamaktadır. Tıbbi bitkilerin bu denli kimyasal yapı zenginliğinden, sitotoksik ve mutajenik potansiyellerinden yeni etkin ilaç molekülleri geliştirilebilmesi amacıyla yararlanılması ilaç araştırmacılarının başlıca çalışma alanını oluşturmaktadır. Bu zengin içerikten tedavi amacıyla yararlanılmasında bir diğer yaklaşım ise fitoterapidir [9, 12].
2







single.php