halen Türkiyede tedavi amacıyla kullanılan tıbbi bitkilerin çeşidi en az 500 civarındadır. Bu örneğin diğer ülkeler içinde de geçerli olabileceği düşünülürse gerçekte tıbbi bitki sayısının 100000 civarında olması gerekmektedir [4].
Dünya Sağlık Örgütü, dünya nüfusunun % 60nın sentetik ilaçları hiç kullanmadığını, 3/4nün ise kendi geleneksel kültürlerindeki, bitkisel kaynaklı olan ilaçlara güvendiğini ve bunları kullandığını saptamıştır. Amerikada halen ticari olarak bitkilerden ekstre edilen ilaçların % 75i etnobotanik bilgiler sonucunda elde edilmiştir. Yine Amerikada reçetelenmemiş ilaçların % 25i doğal ürünlerken, % 25i de doğal ürünlerden hareketle türevlenen maddelerden oluşmaktadır. Rusyada kullanılan ilaçlardan 1/3ünden fazlası bitkisel kökenli olup sentetik birçok ilacın elde edilmesine karşılık bu oran değişmemektedir [13].
Tıbbi bitki ürünleri sadece genel sağlık ve yaygın olan küçük rahatsızlıkları önlemek için değil, aynı zamanda ciddi kronik özellikteki hastalıkların tedavisinde de tercih edilmektedir. Son zamanlarda birçok hasta, çok yönlü ilaçları, vitaminleri ve şifalı bitkileri aynı anda kullanmaktadır. Fakat burada asıl dikkat edilmesi gereken konu; bu birlikte kullanım sırasında ilaç ve şifalı bitkinin birbiri üzerine olası etkisidir. Bu etkileşim sinerjik veya antagonistik olabilmekte ve tedavi sırasında olumlu sonuçlar beklenirken ciddi olumsuz sonuçlara da sebep olabilmektedir [14].
Bitkisel kökenli moleküller tedavide kullanılırken, her maddenin yararlı fizyolojik etkilerinin yanı sıra toksik bir etkisinin de bulunabileceği unutulmamalıdır. Ünlü bilim adamı Paracelsusun (17.yy.) bir maddenin tedavi edici ve zehir etkileri arasındaki fark miktarıdır, dozudur sözü bu moleküllerin fizyolojik etkilerinden yararlanma koşullarını çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Basit bir örnek olarak atropini göz önüne aldığımızda aslında son derece zehirli bir madde olmasına karşın, tedavilerde önemli bir ilaç etken maddesi olarak kullanılmaktadır [12].
Bu yüzden bitkisel ilaçların ve uygulamalarını iyi anlayabilmek için onların botaniğinin, kimyasının, farmakolojisinin, toksikolojisinin ve klinik etkilerinin iyi bilinmesi gerekmektedir [13].
4



4. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Daphne oleoides subsp. oleoides ve Daphne sericea'nın farklı çözücülerle antioksidan özellikleri Antioxidant properties of various solvent extracts from Daphne oleoides subp. oleoides and Daphne sericea - Sayfa 13
1    1. GİRİŞ Bitkiler insan sağlığının sürdürülmesinde ve insan yaşamının kalitesinin artırılmasında önemli bir rol oynamaktadırlar (Winston, 1999). Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli bitkiler yıllardan beri halk arasında tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır (Tan, 1992). Ülkemiz coğrafi konumu itibarı ile zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Akdeniz, Asya, Avrupa gibi 3 farklı coğrafi...
Myrtus communis, Pistacia vera, Arum maculatum, Ceterach officinarum, Inula oculus-christi türlerinin antioksidan, anti-mikrobiyal ve DNA koruyucu aktivitelerinin araştırılması - Sayfa 20
4 1.1. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler İnsanoğlu ilk çağlardan bu yana deneme yanılma yöntemiyle hangi bitkilerin tüketilebileceğini ve hangilerinin zehirli veya şifalı (tıbbi) olduğunu öğrenmişler, toplama veya kültür yoluyla ürettikleri tıbbi bitkilerden, basit yöntemler kullanarak bitkilerdeki aktif maddeleri elde etmeyi başarmışlardır. Sekonder metabolitler (alkoloidler, flavonoidler, uçucu yağla...
Verbascum antiochium Boiss. (Scrophulariaceae) bitki ekstraktının antimikrobiyal ve antioksidan aktivitesinin belirlenmesi - Sayfa 11
3 yaklaşık % 25’ i bitkisel kökenli kimyasallardır. (Principe, 1991; Babaoğlu ve ark., 2002). Avrupa Birliği üye ülkelerindeki araştırma sonuçlarına göre, yaklaşık olarak 1400 adet bitkisel preparat özellikle Almanya, Fransa, Belçika ve Hollanda’ da temel sağlık hizmetlerinde kullanıldığı bildirilmiştir (Hoareau ve Da Silva, 1999). 1990’ ların sonunda bitkisel ekstraktların kullanılması diğer al...

4. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

tedavi
ilaç
bitki
doğal
bitkisel
olan


4. SAYFA ICERIGI

halen Türkiyede tedavi amacıyla kullanılan tıbbi bitkilerin çeşidi en az 500 civarındadır. Bu örneğin diğer ülkeler içinde de geçerli olabileceği düşünülürse gerçekte tıbbi bitki sayısının 100000 civarında olması gerekmektedir [4].
Dünya Sağlık Örgütü, dünya nüfusunun % 60nın sentetik ilaçları hiç kullanmadığını, 3/4nün ise kendi geleneksel kültürlerindeki, bitkisel kaynaklı olan ilaçlara güvendiğini ve bunları kullandığını saptamıştır. Amerikada halen ticari olarak bitkilerden ekstre edilen ilaçların % 75i etnobotanik bilgiler sonucunda elde edilmiştir. Yine Amerikada reçetelenmemiş ilaçların % 25i doğal ürünlerken, % 25i de doğal ürünlerden hareketle türevlenen maddelerden oluşmaktadır. Rusyada kullanılan ilaçlardan 1/3ünden fazlası bitkisel kökenli olup sentetik birçok ilacın elde edilmesine karşılık bu oran değişmemektedir [13].
Tıbbi bitki ürünleri sadece genel sağlık ve yaygın olan küçük rahatsızlıkları önlemek için değil, aynı zamanda ciddi kronik özellikteki hastalıkların tedavisinde de tercih edilmektedir. Son zamanlarda birçok hasta, çok yönlü ilaçları, vitaminleri ve şifalı bitkileri aynı anda kullanmaktadır. Fakat burada asıl dikkat edilmesi gereken konu; bu birlikte kullanım sırasında ilaç ve şifalı bitkinin birbiri üzerine olası etkisidir. Bu etkileşim sinerjik veya antagonistik olabilmekte ve tedavi sırasında olumlu sonuçlar beklenirken ciddi olumsuz sonuçlara da sebep olabilmektedir [14].
Bitkisel kökenli moleküller tedavide kullanılırken, her maddenin yararlı fizyolojik etkilerinin yanı sıra toksik bir etkisinin de bulunabileceği unutulmamalıdır. Ünlü bilim adamı Paracelsusun (17.yy.) bir maddenin tedavi edici ve zehir etkileri arasındaki fark miktarıdır, dozudur sözü bu moleküllerin fizyolojik etkilerinden yararlanma koşullarını çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Basit bir örnek olarak atropini göz önüne aldığımızda aslında son derece zehirli bir madde olmasına karşın, tedavilerde önemli bir ilaç etken maddesi olarak kullanılmaktadır [12].
Bu yüzden bitkisel ilaçların ve uygulamalarını iyi anlayabilmek için onların botaniğinin, kimyasının, farmakolojisinin, toksikolojisinin ve klinik etkilerinin iyi bilinmesi gerekmektedir [13].
4







single.php