Bazı origanum türleri ve biyoaktif bileşenlerinin fonksiyonel özelliklerinin incelenmesi.


























































































Origanum bitkisi içeriğinde bulunan karvakrol, borneol, kimol, pimen, tanen ve flavon içeriği nedeniyle tedavide kullanılan bu bitkiler arasına girmiştir. Kekik yağında bulunan fenolik bileşiklerin mikroorganizmaların hücre zarında bulunan fosfolipit tabakasını uyararak, hücre içi yaşamsal yapıların geçirgenliğini arttırdığı ya da mikroorganizmaların enzim sistemlerini bozduğu belirlenmiştir (Lambert vd. 2001).
Yenilebilir çeşitli bitkiler ve baharatların, tat ve aroma kazandırmanın yanı sıra muhafaza süresini uzatmak amacıyla et ve balık gibi gıdalara katılması, bunun yanında hastalıkların tedavisinde kullanımları, antik çağlara kadar uzanan bir geçmişe sahiptir (Aydın 2008). Bu yönüyle antibakteriyel aktiviteye sahip bitkilerin bakteriyel orijinli insan, hayvan ve bitki hastalıklarının kontrolünde etkili olabileceği ve hatta yiyecek depolarındaki bakteriyel kontaminasyonu engellemek gibi spesifik bir işleve sahip olabileceği bildirilmektedir. Ayrıca baharat özelliğindeki bazı bitkilerin içerdikleri uçucu yağlar ile gıdanın organoleptik özelliğinde kayba neden olmaksızın bakteriyel bozulmayı geciktirdikleri saptanmıştır (Keleş vd. 2001).
Ülkemiz çoğu bitki ve baharatların üretimi ve ihracatı açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Bu bitki ve baharatların antioksidan ve antimikrobiyal özelliklerinin bilinmesi, gıda ürünlerinin raf ömrünü uzatmak açısından önemli katkı sağlayacaktır. Özellikle geniş yayılış alanı gösteren endemik bazı bitki türlerinden farklı antimikrobiyal etkenler elde edilebileceği düşünülmektedir. Elde edilebilecek bu yeni etkenlerin mücadelede daha etkili, doğal, çevre dostu, ekonomik ve sağlık açısından herhangi bir risk taşımayan, antimikrobiyal ajan olarak kullanımı önerilebilir.
Kekik üzerine yapılan farmokolojik çalışmalarda, kekik uçucu yağında bulunan terpenik bileşiklerin C. botulinum, V. parahaemolyitica, S. aureus ve S. typhimirum gibi patojen bakterilerin gelişimini 500 ve 2000 ppm dozlarının engellediği görülmüştür (Kıvanç ve Akgül 1986, Dortunç ve Çevikbaş 1992). Juven vd. (1994), Helander vd. (1998) ve Lambert vd. (2001), timol ve karvakrolün kekiğin antimikrobiyal aktivitesi üzerinde önemli rol oynadığını bildirmişlerdir. Araştırıcılar, bu terpenlerin, bakteriyel membranın protein yapısındaki amin ve hidroksil amin gruplarına bağlanıp geçirgenliğini değiştirerek ya da bakterilerin enzim sistemini bozarak bakteriyel ölüme sebep olduklarını belirtmişlerdir.
15



25. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Ekstraksiyon koşulları optimize edilmiş bazı baharat ekstraktlarının köftenin depolama stabilitesi üzerine etkilerinin cevap yüzey metodu kullanılarak belirlenmesi - Sayfa 36
20 Giderek artan bulgulara dayanarak gıdalarda doğal antimikrobiyal kullanımında önemli bir potansiyel olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle de taze meyve sebzelerin lipidlerin oksidatif bozulmasını engellemek, gıdanın kalitesini ve besinsel değerini geliştirmek ve ayrıca onların güçlü anti fungal etkisinden yayınlarda bahsedilmektedir. Baharat gıdaların raf ömrünü uzatmak için doğal ajanlar olarak g...
Ülkemizde yaygın olarak kullanılan bazı baharatların antimikrobiyal aktivitesinin belirlenmesi - Sayfa 22
Baharatların genel olarak kullanım amaçları şu şekilde sıralanmıştır;  Gıdaların tat ve koku özelliklerini geliştirerek lezzeti arttırmak, yeni ürünler elde ederek çeşitlilik sağlamak,  Antioksidan özellikleriyle gıdalarda acılaşmayı önlemek,  Antimikrobiyal özellikleriyle gıdaları korumak, patojen gelişimini engellemektir. (Şahin, 2006) Son elli yılda kimyasal antimikrobiyal maddelerin kul...
Kurutun kalite özellikleri üzerine bazı bitkisel kaynaklı uçucu yağların etkilerinin belirlenmesi - Sayfa 22
12 zenginleştirir, sindirimi kolaylaştırır. Şifalı bitki olarak kekik; öncelikle kramp çözücü, dezenfekte edici ve balgam söktürücü olarak kullanılır. Akciğer ve bronşlar, mide ve bağırsaklar, kekiğin başlıca kullanım alanlarıdır. Bitkinin önemli etken maddesi olan eterli uçucu yağlar kana karışıp, bronşiyal kasları etkileyerek, krampları çözebilir. Aynı zamanda o bölgelerde bakteri oluşumunu önl...

25. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

yağlar
antimikrobiyal
uçucu
bitki
bulunan
gıda


25. SAYFA ICERIGI

Origanum bitkisi içeriğinde bulunan karvakrol, borneol, kimol, pimen, tanen ve flavon içeriği nedeniyle tedavide kullanılan bu bitkiler arasına girmiştir. Kekik yağında bulunan fenolik bileşiklerin mikroorganizmaların hücre zarında bulunan fosfolipit tabakasını uyararak, hücre içi yaşamsal yapıların geçirgenliğini arttırdığı ya da mikroorganizmaların enzim sistemlerini bozduğu belirlenmiştir (Lambert vd. 2001).
Yenilebilir çeşitli bitkiler ve baharatların, tat ve aroma kazandırmanın yanı sıra muhafaza süresini uzatmak amacıyla et ve balık gibi gıdalara katılması, bunun yanında hastalıkların tedavisinde kullanımları, antik çağlara kadar uzanan bir geçmişe sahiptir (Aydın 2008). Bu yönüyle antibakteriyel aktiviteye sahip bitkilerin bakteriyel orijinli insan, hayvan ve bitki hastalıklarının kontrolünde etkili olabileceği ve hatta yiyecek depolarındaki bakteriyel kontaminasyonu engellemek gibi spesifik bir işleve sahip olabileceği bildirilmektedir. Ayrıca baharat özelliğindeki bazı bitkilerin içerdikleri uçucu yağlar ile gıdanın organoleptik özelliğinde kayba neden olmaksızın bakteriyel bozulmayı geciktirdikleri saptanmıştır (Keleş vd. 2001).
Ülkemiz çoğu bitki ve baharatların üretimi ve ihracatı açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Bu bitki ve baharatların antioksidan ve antimikrobiyal özelliklerinin bilinmesi, gıda ürünlerinin raf ömrünü uzatmak açısından önemli katkı sağlayacaktır. Özellikle geniş yayılış alanı gösteren endemik bazı bitki türlerinden farklı antimikrobiyal etkenler elde edilebileceği düşünülmektedir. Elde edilebilecek bu yeni etkenlerin mücadelede daha etkili, doğal, çevre dostu, ekonomik ve sağlık açısından herhangi bir risk taşımayan, antimikrobiyal ajan olarak kullanımı önerilebilir.
Kekik üzerine yapılan farmokolojik çalışmalarda, kekik uçucu yağında bulunan terpenik bileşiklerin C. botulinum, V. parahaemolyitica, S. aureus ve S. typhimirum gibi patojen bakterilerin gelişimini 500 ve 2000 ppm dozlarının engellediği görülmüştür (Kıvanç ve Akgül 1986, Dortunç ve Çevikbaş 1992). Juven vd. (1994), Helander vd. (1998) ve Lambert vd. (2001), timol ve karvakrolün kekiğin antimikrobiyal aktivitesi üzerinde önemli rol oynadığını bildirmişlerdir. Araştırıcılar, bu terpenlerin, bakteriyel membranın protein yapısındaki amin ve hidroksil amin gruplarına bağlanıp geçirgenliğini değiştirerek ya da bakterilerin enzim sistemini bozarak bakteriyel ölüme sebep olduklarını belirtmişlerdir.
15

İlgili Kaynaklar







single.php