İlköğretim sosyal bilgiler dersinde Osmanlı Devleti’nin XIX. ve XX. yüzyıllarının öğretiminde hatıra ve hikayelerin kullanılması










































































hatta yakarışları para etmemiştir. Civardaki köyler, ellerindeki silahlarla çılgın gibi geri hatlara koşuşan askerlerin cin çarpmı.şçasına bozguna uğradıklarına tanık
olmuşlardır.
İşte bu sırada bazı askerler, subaylar ve muhabirler bekletilen trene binmişlerdir ve zorla geriye gitmesini sağlamışlardır. Karşı taraftan gelecek trenle çarpışma ihtimali bile kendilerini aklı selime getirememiştir. Sonra beklenen olmuştur. İstanbul’dan cephane ve mühimmat yükü ile gelen katarla çarpışılmıştır. Ama firar devam etmiş ve cephaneler Trakya’nın çamuruna ve Bulgarlara terkedilmiştir. Birliklerin bazı kısımları ancak Babaeski’ye kadar gelebilmişlerdir.
Sonra Bulgar birlikleri girmişlerdir Kırkkilise’ye. Sokaklarda sadece Hıristiyan , ahaJinin attığı çiçekler, ağlaşan kadınlar ve her şeyden habersiz, at arabalarının
üzerinde selam duran bebeler vardır. İstanbul halkı, bir süre evvel Ethem Paşa’nın kumandasında Fatih ve Kanuni
zamanındaki gibi muzafferane atılışlarla Yunanlıları _ezen o fakir ama disiplinli ve sadece askerliği hedef bilmiş orduyu düşünür.
Yabancı muhabirler Kolordu Komutanı Zeki Paşa ‘yı sorarlar, aldıkları cevap
şudur:
“- Meşrutiyet ilan edildiği zaman Mahmut Şevket Paşa’nın yanında değil mi idi kendisi?”
Aziz Paşa’yı sorarlar: “-Evet” denir, “Görevinden alındı ama, o İttihat Terakki’nin yakınıdır. Varlığını cemiyete adamıştır. Şimdi kendisine başka bir tümen kumandanlığı verildi.” Gazeteci Stephanne Lausanne gazetesine şu haberi gönderir: “Evet, Fatih, Kanuni ve Osman zamanında da ordular yürürlenniş. Ama kumandanları, cemiyetler, kulüpler ve komiteler tayin etmezlermiş. Ordu, görevini düşünürmüş, İttihat Terakki’nin Balkanlarda vaat ettiği reformları değil. Cebri yürüyüş yaparlarmış, laf değil. Yoksa asker o asker, subay o subay. Ama binanın üzerine bulut çökmüş. Politika bulutu.” (Bardakçı, tarihsiz: 27-29).
Hikayenin Kullanılması:
36



44. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Devlet adamı kimliği ile İsmet İnönü'nün düşünce ve uygulamalarının değerlendirilmesi - Sayfa 26
19 7 Kasım 1908’de yüzbaşılıktan kolağalığına terfi eden İnönü, İttihat ve Terakki üyesi olmasına rağmen İttihat ve Terakki cemiyeti içerisinde çok aktif bir şekilde görev almamıştı. Ancak, söz konusu sürecin bir parçası olarak, İnönü 31 Mart Olayı’nı bastıran hareket ordusuna Edirne’de yardımcı olduğuna ilişkin bir anı İttihat ve Terakki’nin son Katib-i Umumîsi Mithat Şükrü Bey’e aittir; Şü...
Tahsin Uzer'in yaşamı ve faaliyetleri - Sayfa 81
İttihat ve Terakki Fırkası’nın Genel Merkezi’ne girmesi de kendisinin yoğun çalışmasında etken olmuştur328. Tahsin Bey, Selanik’te görev sürdürürken başkent İstanbul’da Meşrutiyet’in aleyhine gelişmeler yaşanmaktadır. Kanun-i Esasi karşıtı güçler hareketlenmiş ve bir isyan kapıya dayanmıştır. Önce Edirne’de askeri unsurlar arasında bir kalkışma yaşanmış, alaylı bir subay ve tabur imamı öderliğind...
Franz Werfel'in 'Musa Dağ'da Kırk Gün' adlı eserinde kurmaca-gerçeklik - Sayfa 255
245 4.4.2.2. Enver Paşa (1881-1922) Asıl adı İsmail Enver’dir. Babası Ahmet Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Askeri okullarda başarılı bir öğrencilik geçirdiği bilinen Enver Paşa, yüksek ihtisas yaptığı sıralarda II. Abdülhamit aleyhtarı propagandalardan oldukça etkilenmiştir. Enver Paşa, 1903 yılında yüzbaşı rütbesiyle 13. Seyyar Topçu Alayı’na tayin edildi. Bu esnada Bulgar Rum ve Arnavut çeteleri...

44. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

ordu
ittihat
subay
asker
paşa
subaylar


44. SAYFA ICERIGI

hatta yakarışları para etmemiştir. Civardaki köyler, ellerindeki silahlarla çılgın gibi geri hatlara koşuşan askerlerin cin çarpmı.şçasına bozguna uğradıklarına tanık
olmuşlardır.
İşte bu sırada bazı askerler, subaylar ve muhabirler bekletilen trene binmişlerdir ve zorla geriye gitmesini sağlamışlardır. Karşı taraftan gelecek trenle çarpışma ihtimali bile kendilerini aklı selime getirememiştir. Sonra beklenen olmuştur. İstanbul’dan cephane ve mühimmat yükü ile gelen katarla çarpışılmıştır. Ama firar devam etmiş ve cephaneler Trakya’nın çamuruna ve Bulgarlara terkedilmiştir. Birliklerin bazı kısımları ancak Babaeski’ye kadar gelebilmişlerdir.
Sonra Bulgar birlikleri girmişlerdir Kırkkilise’ye. Sokaklarda sadece Hıristiyan , ahaJinin attığı çiçekler, ağlaşan kadınlar ve her şeyden habersiz, at arabalarının
üzerinde selam duran bebeler vardır. İstanbul halkı, bir süre evvel Ethem Paşa’nın kumandasında Fatih ve Kanuni
zamanındaki gibi muzafferane atılışlarla Yunanlıları _ezen o fakir ama disiplinli ve sadece askerliği hedef bilmiş orduyu düşünür.
Yabancı muhabirler Kolordu Komutanı Zeki Paşa ‘yı sorarlar, aldıkları cevap
şudur:
“- Meşrutiyet ilan edildiği zaman Mahmut Şevket Paşa’nın yanında değil mi idi kendisi?”
Aziz Paşa’yı sorarlar: “-Evet” denir, “Görevinden alındı ama, o İttihat Terakki’nin yakınıdır. Varlığını cemiyete adamıştır. Şimdi kendisine başka bir tümen kumandanlığı verildi.” Gazeteci Stephanne Lausanne gazetesine şu haberi gönderir: “Evet, Fatih, Kanuni ve Osman zamanında da ordular yürürlenniş. Ama kumandanları, cemiyetler, kulüpler ve komiteler tayin etmezlermiş. Ordu, görevini düşünürmüş, İttihat Terakki’nin Balkanlarda vaat ettiği reformları değil. Cebri yürüyüş yaparlarmış, laf değil. Yoksa asker o asker, subay o subay. Ama binanın üzerine bulut çökmüş. Politika bulutu.” (Bardakçı, tarihsiz: 27-29).
Hikayenin Kullanılması:
36

İlgili Kaynaklar







single.php