I. GİRİŞ
Migren, orta yada şiddetli derecede, sıklıkla tek taraflı, pulsatil başağrısı atakları ile gelen fizik aktiviteyle artan, bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi gibi vejetatif semptomların eşlik ettiği idiyopatik bir baş ağrısı hastalığıdır.
Dünya üzerinde yaklaşık 240 milyon insanın her yıl yaklaşık 1,4 milyar migren atağı geçirdiği tahmin edilmektedir (1).
Migrenin patofizyolojik temeli henüz tam olarak bilinmemektedir. Migren baş ağrılarının nörojenik kökenli olduğu, atakların kortikal hipereksitabilite ile ilişkili olabileceği ve olasılıkla beyin sapında yer alan bazı yapıların atak sürecini başlattığı ve bu kortikal hipereksitabilitenin genetik kökenli olduğu ve bunun bir kanalopati ile açıklanabileceğini öne süren görüşler vardır (2-4).
Migren tanısı; baş ağrısı özelliklerinin ve ilişkili diğer belirtilerin hasta tarafından geriye dönük olarak bildirilmesine dayanır. Fizik ve nörolojik muayeneler ve laboratuar incelemeleri genellikle normal bulunur ve daha çok diğer baş ağrısı nedenlerini dışlamada kullanılır. Migrenin proflaktik tedavisinde beta-blokerlerin etkin oldukları bilinmektedir ve bu ilaçlar yaygın olarak kullanılmaktadır (5,6). Ancak depresyon, tip 1 diabetes mellitus, bronşiyal astım, konjestif kalp yetmezliği ve Raynaud hastalığı gibi eşlik eden hastalıklarda kullanımları uygun değildir. Bu grup ilaçlar uykuya eğilim, yorgunluk, uyku bozuklukları, kabuslar, depresyon, hallüsinasyonlar ve bellek bozuklukları gibi davranışsal yan etkilere yol açabilirler (6). Kullanım kısıtlılığı getiren tıbbi durumlar ve yan etkileri nedeniyle betablokerlerin migren hastalarının bir kısmında kullanılamamaktadır.
İlk kez 2003 yılında Tronvik ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada anjiyotensin konverting enzim (ACE) reseptör blokeri kandesartanın sık migren ataklarının tedavisinde profilaktik olarak kullanımının etkili olduğu gösterilmiştir (7). İlacın yan etki profili de plasebo ile eş değer bulunmuştur.
Bu çalışmamızda polikliniğimize baş ağrı yakınması ile başvuran ve Uluslararası Başağrısı Derneği (IHS) Başağrıları Sınıflama Komitesinin son başağrısı sınıflamasına göre migren tanısı almış hastaların profilaktik tedavisinde, ACE reseptör blokeri kandesartanın etkinliğini sık kullanılan bir beta-bloker ilaç olan metoprolol ile karşılaştırmayı amaçladık.
1



11. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Migren hastalarında nörolojik ve psikiyatrik komorbidite - Sayfa 37
29 2.7.2. Migrende profilaktik tedavi Profilaktik tedavi atak sıklığını, süresini ve şiddetini azaltmak, akut atakların tedaviye cevabını artırmak, başağrısı ile ilişkili fonksiyonel kısıtlılığı azaltmak amacıyla uygulanır. Akut tedaviye kontrendike olan durumlarda ve hasta aşırı ilaç kullanımı riski taşıyorsa profilaktik tedavi yapılması uygundur (123). Migren önleyici ajanların hiçbiri migren...
Migren pofilaksisinde topiramat, propranolol ve flunarizin kullanımının VEP (Görsel uyarılmış potansiyeller) ve İşaretleme Testi üzerine etkilerinin karşılaştırılması - Sayfa 34
5. Serotonin antagonistleri 6. Diğer ilaçlar 1. Beta-blokerler • Migrenin önleyici tedavisinde en sık kullanılan ilaçlardır. • Propranolol, timolol nadolol, atenolol ve metoprolol etkindir. • Angina veya hipertansiyonda tercih edilir. • Diyabet, hipertiroidizm, tirotoksikoz ve periferal vasküler hastalıklarda dikkatli kullanılmalı, sporcularda tercih edilmemelidir. • Doz, etkinlik, yan etki ve kon...

11. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

migren
etki
ilaçlar
hasta
kullanım
ağrı


11. SAYFA ICERIGI

I. GİRİŞ
Migren, orta yada şiddetli derecede, sıklıkla tek taraflı, pulsatil başağrısı atakları ile gelen fizik aktiviteyle artan, bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi gibi vejetatif semptomların eşlik ettiği idiyopatik bir baş ağrısı hastalığıdır.
Dünya üzerinde yaklaşık 240 milyon insanın her yıl yaklaşık 1,4 milyar migren atağı geçirdiği tahmin edilmektedir (1).
Migrenin patofizyolojik temeli henüz tam olarak bilinmemektedir. Migren baş ağrılarının nörojenik kökenli olduğu, atakların kortikal hipereksitabilite ile ilişkili olabileceği ve olasılıkla beyin sapında yer alan bazı yapıların atak sürecini başlattığı ve bu kortikal hipereksitabilitenin genetik kökenli olduğu ve bunun bir kanalopati ile açıklanabileceğini öne süren görüşler vardır (2-4).
Migren tanısı; baş ağrısı özelliklerinin ve ilişkili diğer belirtilerin hasta tarafından geriye dönük olarak bildirilmesine dayanır. Fizik ve nörolojik muayeneler ve laboratuar incelemeleri genellikle normal bulunur ve daha çok diğer baş ağrısı nedenlerini dışlamada kullanılır. Migrenin proflaktik tedavisinde beta-blokerlerin etkin oldukları bilinmektedir ve bu ilaçlar yaygın olarak kullanılmaktadır (5,6). Ancak depresyon, tip 1 diabetes mellitus, bronşiyal astım, konjestif kalp yetmezliği ve Raynaud hastalığı gibi eşlik eden hastalıklarda kullanımları uygun değildir. Bu grup ilaçlar uykuya eğilim, yorgunluk, uyku bozuklukları, kabuslar, depresyon, hallüsinasyonlar ve bellek bozuklukları gibi davranışsal yan etkilere yol açabilirler (6). Kullanım kısıtlılığı getiren tıbbi durumlar ve yan etkileri nedeniyle betablokerlerin migren hastalarının bir kısmında kullanılamamaktadır.
İlk kez 2003 yılında Tronvik ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada anjiyotensin konverting enzim (ACE) reseptör blokeri kandesartanın sık migren ataklarının tedavisinde profilaktik olarak kullanımının etkili olduğu gösterilmiştir (7). İlacın yan etki profili de plasebo ile eş değer bulunmuştur.
Bu çalışmamızda polikliniğimize baş ağrı yakınması ile başvuran ve Uluslararası Başağrısı Derneği (IHS) Başağrıları Sınıflama Komitesinin son başağrısı sınıflamasına göre migren tanısı almış hastaların profilaktik tedavisinde, ACE reseptör blokeri kandesartanın etkinliğini sık kullanılan bir beta-bloker ilaç olan metoprolol ile karşılaştırmayı amaçladık.
1

İlgili Kaynaklar







single.php