5
1. GİRİŞ VE AMAÇ
Fototerapi, günümüzde çok sayıda dermatolojik hastalıkta sık kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir. 1970li yıllarda psoralen ve UVA (PUVA) kullanıma girmiştir. Daha sonra geniş bant UVB, darbant UVB (dbUVB) ve UVA1 gibi yeni yöntemlerin de eklenmesi ile fototerapi daha çeşitli ve güvenilir bir tedavi seçeneği olarak birçok dermatozun tedavi protokolü arasında yerini almıştır (1). Fototerapi, psoriazis ve atopik dermatit gibi inflamatuvar deri hastalıklarında, vitiligo gibi pigmentasyon bozukluklarında, morfea gibi bağ dokusu hastalığında ve MF gibi bir neoplastik hastalıkta, tedavi amaçlı uygulanabileceği gibi, kendileri ultraviyole ile tetiklenen polimorf ışık erüpsiyonu ve solar ürtikerde kısa süreli profilaktik olarak da kullanılabilmektedir (2). Günümüzde fototerapi geniş bant UVB, dbUVB, 308 nm excimer lazer, UVA1, PUVA ve fotoferez uygulamalarını kapsamaktadır (3). Bu yöntemlerin her birinin farklı hastalıklarda önceliği vardır. MFde dbUVB veya PUVA kullanılmakta, ancak PUVA daha derin dokuya da etki etmesi dolayısıyla daha çok infiltre plak şeklindeki lezyonlarda seçilmektedir.
Fototerapinin akut ve kronik olmak üzere çeşitli yan etkileri bulunmaktadır. Bulantı, kaşıntı, yanma hissi, ağrı, kızarıklık ve yanık, psödoporfiri, fototoksik deri bülleri, makülopapüler döküntü ve fotodermatozların tetiklenmesi akut yan etkilere örnek olarak sayılabilir. Zaman zaman akut yan etkiler nedeniyle tedaviye ara vermek veya tümüyle kesmek gerekebilmektedir. Geç yan etkiler ise başlıca kronik aktinik hasar, PUVA lentigoları, pigment değişiklikleri ve deri kanseri şeklinde ortaya çıkabilmektedir (1, 3). Doğal olarak deri kanseri gelişimi kronik yan etkilerin en önemlisidir.
Deri kanseri riski, hücre DNA’sında hasar ve immün yanıtın baskılanması ile ilişkilidir ve yapılan çalışmalar sonucu PUVA tedavisi diğer fototerapi yöntemlerine göre daha riskli bulunmuştur (3). PUVA tedavisi ile deri kanseri arasında ilişki olduğu ilk kez Amerika’da 1979 yılında 16 merkezli bir PUVA takip çalışması sonucu bildirilmiştir (4).
PUVA, psoralenle uzun dalga boylu ultraviyole ışığı olan UVAnın kombinasyonudur (1). Daha önceden yapılmış çalışmalarda PUVA tedavisi almış olan hastalarda deri kanseri riski, başlıca kümülatif UVA dozu ve tedavi sayısı (seansı) ile ilişkili bulunmuş ve zaman içinde artış gösterdiği saptanmıştır. Hastaların daha önce almış olduğu metotreksat, arsenik,



14. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Kronik plak tip psoriasisli hastalarda topikal kalsipotriol ve metilprednizolon aseponat tedavilerinin klinik etkinlikleri ve apopitozise etkilerinin değerlendirilmesi - Sayfa 46
44 B-SİSTEMİK TEDAVİLER Topikal tedaviye cevap alınamayan ve vücut yüzeyinin yaklaşık %20 sinden fazlasını tutan şiddetli psoriasis olgularında sistemik ajanlar kullanılır. Yeni seçenekler sunulmasına karşın günümüzde psoriasisin sistemik tedavisi beş standart tedavi arasında dönüp durmaktadır, bunlar; PUVA, metotreksat, UVB, siklosporin ve oral retinoidlerdir (52, 81). 1-Fotokemoterapi: Psorias...

14. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

tedavisi
etki
tedavi
puva
fototerapi
hastaların


14. SAYFA ICERIGI

5
1. GİRİŞ VE AMAÇ
Fototerapi, günümüzde çok sayıda dermatolojik hastalıkta sık kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir. 1970li yıllarda psoralen ve UVA (PUVA) kullanıma girmiştir. Daha sonra geniş bant UVB, darbant UVB (dbUVB) ve UVA1 gibi yeni yöntemlerin de eklenmesi ile fototerapi daha çeşitli ve güvenilir bir tedavi seçeneği olarak birçok dermatozun tedavi protokolü arasında yerini almıştır (1). Fototerapi, psoriazis ve atopik dermatit gibi inflamatuvar deri hastalıklarında, vitiligo gibi pigmentasyon bozukluklarında, morfea gibi bağ dokusu hastalığında ve MF gibi bir neoplastik hastalıkta, tedavi amaçlı uygulanabileceği gibi, kendileri ultraviyole ile tetiklenen polimorf ışık erüpsiyonu ve solar ürtikerde kısa süreli profilaktik olarak da kullanılabilmektedir (2). Günümüzde fototerapi geniş bant UVB, dbUVB, 308 nm excimer lazer, UVA1, PUVA ve fotoferez uygulamalarını kapsamaktadır (3). Bu yöntemlerin her birinin farklı hastalıklarda önceliği vardır. MFde dbUVB veya PUVA kullanılmakta, ancak PUVA daha derin dokuya da etki etmesi dolayısıyla daha çok infiltre plak şeklindeki lezyonlarda seçilmektedir.
Fototerapinin akut ve kronik olmak üzere çeşitli yan etkileri bulunmaktadır. Bulantı, kaşıntı, yanma hissi, ağrı, kızarıklık ve yanık, psödoporfiri, fototoksik deri bülleri, makülopapüler döküntü ve fotodermatozların tetiklenmesi akut yan etkilere örnek olarak sayılabilir. Zaman zaman akut yan etkiler nedeniyle tedaviye ara vermek veya tümüyle kesmek gerekebilmektedir. Geç yan etkiler ise başlıca kronik aktinik hasar, PUVA lentigoları, pigment değişiklikleri ve deri kanseri şeklinde ortaya çıkabilmektedir (1, 3). Doğal olarak deri kanseri gelişimi kronik yan etkilerin en önemlisidir.
Deri kanseri riski, hücre DNA’sında hasar ve immün yanıtın baskılanması ile ilişkilidir ve yapılan çalışmalar sonucu PUVA tedavisi diğer fototerapi yöntemlerine göre daha riskli bulunmuştur (3). PUVA tedavisi ile deri kanseri arasında ilişki olduğu ilk kez Amerika’da 1979 yılında 16 merkezli bir PUVA takip çalışması sonucu bildirilmiştir (4).
PUVA, psoralenle uzun dalga boylu ultraviyole ışığı olan UVAnın kombinasyonudur (1). Daha önceden yapılmış çalışmalarda PUVA tedavisi almış olan hastalarda deri kanseri riski, başlıca kümülatif UVA dozu ve tedavi sayısı (seansı) ile ilişkili bulunmuş ve zaman içinde artış gösterdiği saptanmıştır. Hastaların daha önce almış olduğu metotreksat, arsenik,

İlgili Kaynaklar

single.php