38
5. TARTIŞMA
Primer deri lenfomaları, T veya B lenfositlerinin proliferasyonu ile karakterize, deriyi ve bazen sonrasında iç organları da etkileyen neoplaziler olarak tanımlanır. Primer deri lenfomalarının yaklaşık %65ini T hücreli lenfomalar oluşturur (83). T hücreli primer deri lenfomalarının en sık formu olan MFin erken evrelerinde fototerapi etkin bir tedavi olarak kullanılmaktadır. Fototerapi, immün sistemi baskılayıcı etkisi ve henüz immünolojik mekanizmalarla ilişkilendirilememiş antiproliferatif, antifibrotik etkileri nedeniyle farklı patogenezleri olan deri hastalıklarının vazgeçilmez tedavi yöntemlerindendir. 1950 yıllarından beri UVB’nin yama evre MF’de etkili olduğu bilinmektedir (84). MF tedavisinde ilk uygulanan ışık kaynağı geniş bant UVB olmuş, daha sonra PUVA ve dbUVB uygulamalarına başlanmıştır (45). PUVA’nın MF tedavisinde etkili bir yöntem olduğu ilk kez 1976 yılında Gilchrest ve ark. ve 1977 yılında Roenigk tarafından bildirilmiştir (85, 86).
UV ışınları sonucu hücrede oluşan fotoürünlerin tetiklediği ardışık kimyasal reaksiyonlar protein sentezi ve enzim aktivasyonu gibi biyolojik olaylarla sonuçlanır. Hücre düzeyinde mitoz, differansiasyon, transformasyon ve apoptoza neden olur. Gözle görülür deride ise melanogenezis, otoimmün reaksiyon ve karsinogenezisle sonuçlanır. DbUVB ve geniş bant UVB’nin uzun dönem yan etkilerini saptamaya yönelik yapılan çalışmalarda bu tedavi yöntemlerinin deri maligniteleri ile ilişkisiz olduğu görülmüştür (87, 88). Bunun aksine PUVA tedavisinin deride kanserojen etkileri uzun zamandır bilinmektedir (4).
Çalışmamızda İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi MF polikliniğinde 1994 ile 2006 yılları arasında fototerapi başlanmış ve sonrasında kliniğimizde takip edilmiş 50 hasta değerlendirildi. PUVA tedavilerinin bir bölümünü başka merkezlerde gören hastalar da çalışmadan dışlanmadı. Hastaların %34’ü kadın, %66’sı erkek, kadın erkek oranı 1.9/1 olarak saptandı. Herrmann ve ark.’nın yaptığı benzer çalışmada kadın erkek oranı 1.3/1, Smoller ve ark.’nın çalışmasında ise eşit oranda bulunmakta idi (46, 89).
Yaş ortalaması açısından bakıldığında hastalarımızın yaşı 19 ile 75 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 52.612.5 olarak saptanmıştır. Herrman ve ark.’nın çalışmalarında hastalarının yaş ortalaması 56, Smoller ve ark.’nın çalışmalarında ise 58.5 yaş olarak saptanmıştır ve çalışmamızla benzer özellikler göstermektedir.



47. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Son on yılda kliniğimizde takip edilen Mycozis Fungoides vakalarının retrospektif değerlendirilmesi - Sayfa 65
yapılan çalışmada topikal kortikosteroid uygulaması ile yapılan 9 aylık izlemde T1 evresinde tam yanıt oranı % 63, T2 evresinde ise % 25 bulunmuştur. Ekinci (10) tarafından yapılan çalışmada ise tek başına kortikosteroid verilenlerde tam yanıt oranı % 90,9 olarak bulunmuştur. Bizim çalışmamızda ise tek başına veya kombine topikal tedavi ile tam yanıt oranı % 44,4 olarak saptandı. Bu farklılık, Eki...

47. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

puva
dbuvb
tedavi
fototerapi
hastalar
hasta


47. SAYFA ICERIGI

38
5. TARTIŞMA
Primer deri lenfomaları, T veya B lenfositlerinin proliferasyonu ile karakterize, deriyi ve bazen sonrasında iç organları da etkileyen neoplaziler olarak tanımlanır. Primer deri lenfomalarının yaklaşık %65ini T hücreli lenfomalar oluşturur (83). T hücreli primer deri lenfomalarının en sık formu olan MFin erken evrelerinde fototerapi etkin bir tedavi olarak kullanılmaktadır. Fototerapi, immün sistemi baskılayıcı etkisi ve henüz immünolojik mekanizmalarla ilişkilendirilememiş antiproliferatif, antifibrotik etkileri nedeniyle farklı patogenezleri olan deri hastalıklarının vazgeçilmez tedavi yöntemlerindendir. 1950 yıllarından beri UVB’nin yama evre MF’de etkili olduğu bilinmektedir (84). MF tedavisinde ilk uygulanan ışık kaynağı geniş bant UVB olmuş, daha sonra PUVA ve dbUVB uygulamalarına başlanmıştır (45). PUVA’nın MF tedavisinde etkili bir yöntem olduğu ilk kez 1976 yılında Gilchrest ve ark. ve 1977 yılında Roenigk tarafından bildirilmiştir (85, 86).
UV ışınları sonucu hücrede oluşan fotoürünlerin tetiklediği ardışık kimyasal reaksiyonlar protein sentezi ve enzim aktivasyonu gibi biyolojik olaylarla sonuçlanır. Hücre düzeyinde mitoz, differansiasyon, transformasyon ve apoptoza neden olur. Gözle görülür deride ise melanogenezis, otoimmün reaksiyon ve karsinogenezisle sonuçlanır. DbUVB ve geniş bant UVB’nin uzun dönem yan etkilerini saptamaya yönelik yapılan çalışmalarda bu tedavi yöntemlerinin deri maligniteleri ile ilişkisiz olduğu görülmüştür (87, 88). Bunun aksine PUVA tedavisinin deride kanserojen etkileri uzun zamandır bilinmektedir (4).
Çalışmamızda İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi MF polikliniğinde 1994 ile 2006 yılları arasında fototerapi başlanmış ve sonrasında kliniğimizde takip edilmiş 50 hasta değerlendirildi. PUVA tedavilerinin bir bölümünü başka merkezlerde gören hastalar da çalışmadan dışlanmadı. Hastaların %34’ü kadın, %66’sı erkek, kadın erkek oranı 1.9/1 olarak saptandı. Herrmann ve ark.’nın yaptığı benzer çalışmada kadın erkek oranı 1.3/1, Smoller ve ark.’nın çalışmasında ise eşit oranda bulunmakta idi (46, 89).
Yaş ortalaması açısından bakıldığında hastalarımızın yaşı 19 ile 75 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 52.612.5 olarak saptanmıştır. Herrman ve ark.’nın çalışmalarında hastalarının yaş ortalaması 56, Smoller ve ark.’nın çalışmalarında ise 58.5 yaş olarak saptanmıştır ve çalışmamızla benzer özellikler göstermektedir.

İlgili Kaynaklar

single.php