39
MF, çocukluk dahil olmak üzere her yaşta başlayabilir. En sık 30 ile 40 yaşları arasında ortaya çıkar. Çalışmamızdaki hastalarda lezyonların ilk ortaya çıkma yaşı 8 ile 68 arasında değişmekteydi ve ortalama başlangıç yaşı 36.913 olarak belirlendi. Hastaların histopatoloji ile verifiye edilen ortalama tanı yaşı ise 42.512.4 yaş olarak belirlendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların PUVA tedavisine ilk başlama yaşı 10 ile 67 arasında değişmekte olup, ortalama başlama yaşı 42.512.4 olarak saptandı.
PUVA tedavisinin başlanması itibariyle hastalarımızın takip süresi 6 ile 18 yıl arasında değişmekle birlikte ortalama takip süresi 10.22.8 olarak saptandı. Uluslar arası literatürde PUVA alan MF hastaları ile ilgili takip çalışmaları bulunmaktadır. Herrmann ve ark. çalışmalarında MF hastalarını ortalama 43 ay, Smoller ve ark. ise ortalama 8.3 yıl süreyle izlemişlerdir. Dolayısıyla çalışmamızın ortalama takip süresi yüksek olarak değerlendirilebilir.
Deri kanseri ile PUVA tedavisi arasındaki ilişkiyi saptamak üzere ilk kez 1975 ve 1976 yılları arasında Amerika’da 16 merkezde PUVA tedavisini almış olan 1380 psoriazis hastası uzun süreli prospektif PUVA takip çalışmasına alınmış ve hastalar 30 yıl boyunca takip edilmiştir (90). 1975-1976 yılları arasında PUVA almış bu hastalar 1979, 1984, 1988, 1998, 1999, 2000, 2001, 2002, 2003 ve 2011 yıllarında yeniden değerlendirilmiş ve takipleri sonucunda oluşan deri kanserleri bildirilmiştir (65, 67, 81, 90-95). Bu süre zarfında 1380 hastanın 351’inde (%25) 2973 SHK, 330’unda (%24) ise 1729 BHK geliştiği gözlenmiştir. SHK ve BHK açısından risklerin farklı olduğu gözlenmiştir. PUVA sonrası 30 yıllık sürede gelişen yaklaşık 3000 SHK, toplumda beklenen sıklığın 30 katı olduğu hesaplanmıştır. BHK için ise toplumda beklenenin 5 katı daha fazla oluştuğu gözlemlenmiştir. SHK’nin görüldüğü anatomik bölgeler beklenenden farklı olarak %10’dan azı baş-boyun gibi güneş gören bölgelerde oluşmuştu. BHK geliştiren olgularda ise BHK’nin yarısından fazlasının baş-boyun bölgesinde ortaya çıkması ve hastaların genellikle tedavi sırasında yüzlerinin koruyor olmaları göz önünde bulundurarak SHK gelişimi toplam PUVA tedavi seans sayısı ile kuvvetle ilişkili bulunmuş, fakat BHK ile PUVA ilişkisinin daha zayıf olduğu kanaatine varılmıştır. Bu çalışmada SHK için 150 seansın altında PUVA almış hastaların kayda değer risk altında olmadıkları düşünülmüştür. 151-350 seans arası tedavi görenler orta dereceli risk altındayken, 350 seansın üzerinde tedavi görenlerde riskin oldukça arttığı kanaatine varılmıştır. 450 seansın üzerinde PUVA almış bireylerde 50 seans ve daha az tedavi görenlere göre riskin 10 kat artmış olduğu görülmüş. PUVA tedavisinin yanı sıra diğer risk faktörleri açısından değerlendirildiğinde hastaların deri tipinin I ve II olması, ek olarak yüksek doz metotreksat



48. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Puva ve dar bant uvb fototerapilerinin derideki etkilerinin dermoskopla izlenmesi - Sayfa 94
sadece başlangıçta ve tedavinin ilk 3 ayında 1 bölgede LK görüldü ve bu hastanın da tedavisinin sonlandırılmasından sonra hiçbir hastada görülmedi. Yine PUVA grubunda el üzerlerinde görülen FP yeni bölgelerde değil tedavi başlangıcında olanlardı ve bunlarda tedavinin sonlandırılmasından sonra 7. aydan sonra görülmedi. DBUVB’de olduğu gibi PUVA alan grupta da LK en çok 5. ayda oluştu. Hiçbir hasta...

48. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

seans
hastalar
tedavisi
puva
tedavi
süre


48. SAYFA ICERIGI

39
MF, çocukluk dahil olmak üzere her yaşta başlayabilir. En sık 30 ile 40 yaşları arasında ortaya çıkar. Çalışmamızdaki hastalarda lezyonların ilk ortaya çıkma yaşı 8 ile 68 arasında değişmekteydi ve ortalama başlangıç yaşı 36.913 olarak belirlendi. Hastaların histopatoloji ile verifiye edilen ortalama tanı yaşı ise 42.512.4 yaş olarak belirlendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların PUVA tedavisine ilk başlama yaşı 10 ile 67 arasında değişmekte olup, ortalama başlama yaşı 42.512.4 olarak saptandı.
PUVA tedavisinin başlanması itibariyle hastalarımızın takip süresi 6 ile 18 yıl arasında değişmekle birlikte ortalama takip süresi 10.22.8 olarak saptandı. Uluslar arası literatürde PUVA alan MF hastaları ile ilgili takip çalışmaları bulunmaktadır. Herrmann ve ark. çalışmalarında MF hastalarını ortalama 43 ay, Smoller ve ark. ise ortalama 8.3 yıl süreyle izlemişlerdir. Dolayısıyla çalışmamızın ortalama takip süresi yüksek olarak değerlendirilebilir.
Deri kanseri ile PUVA tedavisi arasındaki ilişkiyi saptamak üzere ilk kez 1975 ve 1976 yılları arasında Amerika’da 16 merkezde PUVA tedavisini almış olan 1380 psoriazis hastası uzun süreli prospektif PUVA takip çalışmasına alınmış ve hastalar 30 yıl boyunca takip edilmiştir (90). 1975-1976 yılları arasında PUVA almış bu hastalar 1979, 1984, 1988, 1998, 1999, 2000, 2001, 2002, 2003 ve 2011 yıllarında yeniden değerlendirilmiş ve takipleri sonucunda oluşan deri kanserleri bildirilmiştir (65, 67, 81, 90-95). Bu süre zarfında 1380 hastanın 351’inde (%25) 2973 SHK, 330’unda (%24) ise 1729 BHK geliştiği gözlenmiştir. SHK ve BHK açısından risklerin farklı olduğu gözlenmiştir. PUVA sonrası 30 yıllık sürede gelişen yaklaşık 3000 SHK, toplumda beklenen sıklığın 30 katı olduğu hesaplanmıştır. BHK için ise toplumda beklenenin 5 katı daha fazla oluştuğu gözlemlenmiştir. SHK’nin görüldüğü anatomik bölgeler beklenenden farklı olarak %10’dan azı baş-boyun gibi güneş gören bölgelerde oluşmuştu. BHK geliştiren olgularda ise BHK’nin yarısından fazlasının baş-boyun bölgesinde ortaya çıkması ve hastaların genellikle tedavi sırasında yüzlerinin koruyor olmaları göz önünde bulundurarak SHK gelişimi toplam PUVA tedavi seans sayısı ile kuvvetle ilişkili bulunmuş, fakat BHK ile PUVA ilişkisinin daha zayıf olduğu kanaatine varılmıştır. Bu çalışmada SHK için 150 seansın altında PUVA almış hastaların kayda değer risk altında olmadıkları düşünülmüştür. 151-350 seans arası tedavi görenler orta dereceli risk altındayken, 350 seansın üzerinde tedavi görenlerde riskin oldukça arttığı kanaatine varılmıştır. 450 seansın üzerinde PUVA almış bireylerde 50 seans ve daha az tedavi görenlere göre riskin 10 kat artmış olduğu görülmüş. PUVA tedavisinin yanı sıra diğer risk faktörleri açısından değerlendirildiğinde hastaların deri tipinin I ve II olması, ek olarak yüksek doz metotreksat

İlgili Kaynaklar

single.php