45
MF’de PUVA tedavisi sonrası akut miyeloid lösemi ve moleküler mekanizması tam anlaşılmamış olmakla birlikte CD30+ büyük hücreli transformasyon gelişmiş olgular bildirilmiştir (105, 106). Uzun süreli takip çalışmalarıyla psoriazis, gibi birçok dermatozda PUVA tedavisinin kronik dönemde deri malignitesi oluşturabileceği ortaya konmuş, fakat MF için bu tedavinin deri kanseri açısından daha riskli olduğu bildirilmemiştir. Bununla birlikte uzun süreli agresif tedavi gerektiren MF hastalarının sekonder deri malignitesi geliştirme açısından daha büyük risk altında olabileceği düşünülebilir. Bu duruma da, teorik olarak bu hastalardaki deri lenfomasına sekonder gelişmiş, ileri derecede immunolojik disfonksiyonun neden olabileceği söylenebilir (89).
Yukarıda değinilen uluslar arası takip çalışmalarına bakıldığında PUVA’nın UVR ile ilişkisi iyi bilinen malign deri tümörlerine eğilimi bir miktar arttırdığı söylenebilir. Bununla birlikte bu çalışmaların yapıldığı İrlanda, İngiltere ve ABD gibi ülkeler açık tenli (Fitzpatrick deri tipi I ve II) insanların yoğun olduğu ülkelerdir ve UVR ile ilişkili deri kanserleri bu ülkelerde önemli bir toplum sağlığı sorunudur. PUVA tedavisi dermatolojik tedavinin önemli bir seçeneğidir ve MFde özellikle yaygın plak tipi lezyonlarda birinci sıradadır. Dolayısıyla kullanımını kısıtlayan uzun dönem yan etkilerinin iyi bilinmesi önemlidir. Toplumların ülkeden ülkeye değişen deri tipi sıklığı ile ilişkili olarak UVR’ye dolayısıyla PUVA’ya bağlı yan etkilerin değişebileceği aşikardır. Daha çok deri tipi III ve IV bireylerin yoğun olduğu ülkemizde PUVA tedavisinin uzun dönem yan etkilerini araştıran çalışma sayısı oldukça azdır.
Ülkemizde yapılan en uzun takip çalışması Boztepe ve ark.’nın 2005 yılında yaptıkları retrospektif çalışmadır (107). Hacettepe Tıp Fakültesi fototerapi ünitelerinde 1984 ile 2004 yılları arasında PUVA, dbUVB, genişbant UVB ve lokal PUVA tedavileri almış 1151 hastanın verilerinin incelendiği bir çalışma tek bir hastalığa yönelik değildir. En çok psoriazis olmak üzere MF, alopesi areata, vitiligo, pitriazis likenoides gibi 17 farklı hastalık için toplam 1225 tedavi kürü uygulanmıştı. Bu tedavi kürlerinin %59.6’sını PUVA, %21.3’ünü dbUVB, %10.2’sini genişbant UVB, %8.9’unu lokal PUVA oluşturmuştu. Tedavi kesildikten ortalama 5 yıl (2-20 yıl) sonra uzun dönem yan etkiler açısından incelenmiş 226 hastanın 194’ünde (%85.8) hiçbir yan etki saptanmamış, 32’sinde (%14.2) UV’nin uzun dönem yan etkilerinden birine rastlanmıştı. Bu 226 hastanın 90’ı PUVA tedavisi almıştı, tedavinin kesilmesinden ortanca 8 yıl sonra değerlendirilen hastaların %76.6’sında uzun dönem yan etkiye rastlanmamış, 16 (%17.7) hastada PUVA lentigosu, 3 hastada guttat hipomelanozis, 2 hastada katarakt saptanmıştı. PUVA tedavisi sonrası uzun süre takip edilen 90 hastanın ne kadarının



54. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

hastaların
puva
tedavisi
sında
tedavi
deri


54. SAYFA ICERIGI

45
MF’de PUVA tedavisi sonrası akut miyeloid lösemi ve moleküler mekanizması tam anlaşılmamış olmakla birlikte CD30+ büyük hücreli transformasyon gelişmiş olgular bildirilmiştir (105, 106). Uzun süreli takip çalışmalarıyla psoriazis, gibi birçok dermatozda PUVA tedavisinin kronik dönemde deri malignitesi oluşturabileceği ortaya konmuş, fakat MF için bu tedavinin deri kanseri açısından daha riskli olduğu bildirilmemiştir. Bununla birlikte uzun süreli agresif tedavi gerektiren MF hastalarının sekonder deri malignitesi geliştirme açısından daha büyük risk altında olabileceği düşünülebilir. Bu duruma da, teorik olarak bu hastalardaki deri lenfomasına sekonder gelişmiş, ileri derecede immunolojik disfonksiyonun neden olabileceği söylenebilir (89).
Yukarıda değinilen uluslar arası takip çalışmalarına bakıldığında PUVA’nın UVR ile ilişkisi iyi bilinen malign deri tümörlerine eğilimi bir miktar arttırdığı söylenebilir. Bununla birlikte bu çalışmaların yapıldığı İrlanda, İngiltere ve ABD gibi ülkeler açık tenli (Fitzpatrick deri tipi I ve II) insanların yoğun olduğu ülkelerdir ve UVR ile ilişkili deri kanserleri bu ülkelerde önemli bir toplum sağlığı sorunudur. PUVA tedavisi dermatolojik tedavinin önemli bir seçeneğidir ve MFde özellikle yaygın plak tipi lezyonlarda birinci sıradadır. Dolayısıyla kullanımını kısıtlayan uzun dönem yan etkilerinin iyi bilinmesi önemlidir. Toplumların ülkeden ülkeye değişen deri tipi sıklığı ile ilişkili olarak UVR’ye dolayısıyla PUVA’ya bağlı yan etkilerin değişebileceği aşikardır. Daha çok deri tipi III ve IV bireylerin yoğun olduğu ülkemizde PUVA tedavisinin uzun dönem yan etkilerini araştıran çalışma sayısı oldukça azdır.
Ülkemizde yapılan en uzun takip çalışması Boztepe ve ark.’nın 2005 yılında yaptıkları retrospektif çalışmadır (107). Hacettepe Tıp Fakültesi fototerapi ünitelerinde 1984 ile 2004 yılları arasında PUVA, dbUVB, genişbant UVB ve lokal PUVA tedavileri almış 1151 hastanın verilerinin incelendiği bir çalışma tek bir hastalığa yönelik değildir. En çok psoriazis olmak üzere MF, alopesi areata, vitiligo, pitriazis likenoides gibi 17 farklı hastalık için toplam 1225 tedavi kürü uygulanmıştı. Bu tedavi kürlerinin %59.6’sını PUVA, %21.3’ünü dbUVB, %10.2’sini genişbant UVB, %8.9’unu lokal PUVA oluşturmuştu. Tedavi kesildikten ortalama 5 yıl (2-20 yıl) sonra uzun dönem yan etkiler açısından incelenmiş 226 hastanın 194’ünde (%85.8) hiçbir yan etki saptanmamış, 32’sinde (%14.2) UV’nin uzun dönem yan etkilerinden birine rastlanmıştı. Bu 226 hastanın 90’ı PUVA tedavisi almıştı, tedavinin kesilmesinden ortanca 8 yıl sonra değerlendirilen hastaların %76.6’sında uzun dönem yan etkiye rastlanmamış, 16 (%17.7) hastada PUVA lentigosu, 3 hastada guttat hipomelanozis, 2 hastada katarakt saptanmıştı. PUVA tedavisi sonrası uzun süre takip edilen 90 hastanın ne kadarının

İlgili Kaynaklar

single.php