46
MFli olduğu belirtilmemişti. 226 hastanın 85’i ise dbUVB tedavisi almıştı ve ortanca 4 yıl sonraki değerlendirmede hastaların 9’unda (%10.6) sadece lentigolar saptanmıştı. Lokal PUVA tedavisi alan 19 hastanın ortanca 5 yıl sonraki değerlendirmesinde 2 (%10.5) hastada PUVA lentigosu saptanmış, genişbant UVB tedavisi almış 32 hastanın ortanca 6 yıl sonraki değerlendirmesinde hiçbir yan etkiye rastlanmamıştı. Değerlendirilen hastaların hiçbirinde deri malignitesi gelişimi saptanmamıştı. Tüm fototerapi şekilleri bir arada değerlendirildiğinde seans sayısı 200’ün üzerinde olan hastalar (n=19) ile 200’ün altında olan hastalar (n=207) uzun dönem yan etkiler açısından karşılaştırıldığında seans sayısı 200’ün üzerinde olan hastalarda 2.47 kez daha fazla kronik yan etki izlendiği belirlenmişti. Kümülatif dozu 100 J/cm2’nin üzerinde olan hastalarla (n=105), 100 J/cm2’nin altında olan hastalar (n=121) uzun dönem yan etkiler açısından kıyaslandığında kümülatif dozu 100 J/cm2’nin üzerinde olan hastalarda 2.67 kez daha fazla uzun dönem yan etkisi saptanmıştı. PUVA ile dbUVB arasında uzun dönem yan etkiler açısından anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştı.
İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalında PUVA tedavisi son yıllarda başlıca MF ve daha az sıklıkla psoriazis endikasyonlarında kullanılmaktadır. MF tedavisi genel olarak psoriazis tedavisine göre uzun sürmekte ve dolayısıyla hastalar daha fazla seans ve toplam dozda UVA’ya maruz kalmaktadır. PUVA tedavisi nüks lezyonları için de kullanılabildiğinden maruz kalınan toplam UVA dozu artmaktadır. Bu açıdan çalışmamıza sadece MF’li hastalar dahil edilmiş ve malign deri tümörlerinin geç dönemde ortaya çıkabildiği göz önüne alınarak 5 yıl ve üzeri takip edilen hastaların verileri incelenmiştir.
Onbirinin deri tipi II, 35’inin deri tipi III, 4’ünün deri tipi IV olan toplam 50 MF hastasının ortalama 10 yıl süreyle izlendiği bizim çalışmamızda toplam iki hastada malign deri tümörü veya in situ karsinom gelişmişti. Bu hastalardan birinin deri tipi II, diğerinin deri tipi IV idi. İki hasta da uzun süre tedavi alan ve PUVA tedavilerinin bir bölümünü kliniğimiz dışında sürdüren hastalardı. Bu sonuç uluslar arası literatürdeki benzer çalışmalar ile kıyaslandığında kutane malignite gelişiminin bizim serimizde daha düşük olduğu söylenebilir. Herrmann ve ark.’nın 82 MFli hastayı PUVA tedavisi sonrası ortalama 3.5 yıl izlemiş ve toplam 6 hastada (%7.3) kutane malignite gelişimi saptamışlardı. Smoller ve ark. 12 hastanın 1 yıllık takibinde 4 hastada (%33) Bowen hastalarının da aralarında bulunduğu kutane malignite gelişimi saptamışlardır. Bizim çalışmamızdaki oranın düşük olması hastaların deri tipi ile ilişili olabilir. Ülkemizde yapılan çalışmada Boztepe ve ark. da fototerapi ünitelerinde gerçekleştirdikleri çalışmada hiçbir hastada kutane malignite gelişmediğini vurgulamışlardı (107). Çalışmamızdaki hastaların 1’inde tedavinin başlamasından 11 yıl sonra gövdesinin



55. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

süre
deri
inin
tedavisi
inde
hasta


55. SAYFA ICERIGI

46
MFli olduğu belirtilmemişti. 226 hastanın 85’i ise dbUVB tedavisi almıştı ve ortanca 4 yıl sonraki değerlendirmede hastaların 9’unda (%10.6) sadece lentigolar saptanmıştı. Lokal PUVA tedavisi alan 19 hastanın ortanca 5 yıl sonraki değerlendirmesinde 2 (%10.5) hastada PUVA lentigosu saptanmış, genişbant UVB tedavisi almış 32 hastanın ortanca 6 yıl sonraki değerlendirmesinde hiçbir yan etkiye rastlanmamıştı. Değerlendirilen hastaların hiçbirinde deri malignitesi gelişimi saptanmamıştı. Tüm fototerapi şekilleri bir arada değerlendirildiğinde seans sayısı 200’ün üzerinde olan hastalar (n=19) ile 200’ün altında olan hastalar (n=207) uzun dönem yan etkiler açısından karşılaştırıldığında seans sayısı 200’ün üzerinde olan hastalarda 2.47 kez daha fazla kronik yan etki izlendiği belirlenmişti. Kümülatif dozu 100 J/cm2’nin üzerinde olan hastalarla (n=105), 100 J/cm2’nin altında olan hastalar (n=121) uzun dönem yan etkiler açısından kıyaslandığında kümülatif dozu 100 J/cm2’nin üzerinde olan hastalarda 2.67 kez daha fazla uzun dönem yan etkisi saptanmıştı. PUVA ile dbUVB arasında uzun dönem yan etkiler açısından anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştı.
İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalında PUVA tedavisi son yıllarda başlıca MF ve daha az sıklıkla psoriazis endikasyonlarında kullanılmaktadır. MF tedavisi genel olarak psoriazis tedavisine göre uzun sürmekte ve dolayısıyla hastalar daha fazla seans ve toplam dozda UVA’ya maruz kalmaktadır. PUVA tedavisi nüks lezyonları için de kullanılabildiğinden maruz kalınan toplam UVA dozu artmaktadır. Bu açıdan çalışmamıza sadece MF’li hastalar dahil edilmiş ve malign deri tümörlerinin geç dönemde ortaya çıkabildiği göz önüne alınarak 5 yıl ve üzeri takip edilen hastaların verileri incelenmiştir.
Onbirinin deri tipi II, 35’inin deri tipi III, 4’ünün deri tipi IV olan toplam 50 MF hastasının ortalama 10 yıl süreyle izlendiği bizim çalışmamızda toplam iki hastada malign deri tümörü veya in situ karsinom gelişmişti. Bu hastalardan birinin deri tipi II, diğerinin deri tipi IV idi. İki hasta da uzun süre tedavi alan ve PUVA tedavilerinin bir bölümünü kliniğimiz dışında sürdüren hastalardı. Bu sonuç uluslar arası literatürdeki benzer çalışmalar ile kıyaslandığında kutane malignite gelişiminin bizim serimizde daha düşük olduğu söylenebilir. Herrmann ve ark.’nın 82 MFli hastayı PUVA tedavisi sonrası ortalama 3.5 yıl izlemiş ve toplam 6 hastada (%7.3) kutane malignite gelişimi saptamışlardı. Smoller ve ark. 12 hastanın 1 yıllık takibinde 4 hastada (%33) Bowen hastalarının da aralarında bulunduğu kutane malignite gelişimi saptamışlardır. Bizim çalışmamızdaki oranın düşük olması hastaların deri tipi ile ilişili olabilir. Ülkemizde yapılan çalışmada Boztepe ve ark. da fototerapi ünitelerinde gerçekleştirdikleri çalışmada hiçbir hastada kutane malignite gelişmediğini vurgulamışlardı (107). Çalışmamızdaki hastaların 1’inde tedavinin başlamasından 11 yıl sonra gövdesinin

İlgili Kaynaklar

single.php