47
güneş görmeyen bölgesinde ilk Bowen hastalığı gelişmişti. Takiplerde aynı hastada 5’ten fazla Bowen hastalığı lezyonları gelişmiştir. Şimdiye kadar yurtdışında yapılmış çok sayıda PUVA takip çalışmaları sonuçlarıyla uyumlu olarak bu hastanın maruz kaldığı PUVA sayısı ve kümülatif doz göreceli olarak daha yüksek bulunmuştur. Lezyonların güneşe maruz kalmayan bölgelerde ortaya çıkmış olması, nitrojen mustard, katran, radyasyon, immünsüpresyonla seyreden hastalık veya ilaç kullanımı öyküsünün olmaması, ortaya çıkmış prekanseröz lezyonların uzun süreli yüksek doz UVA maruziyeti ile ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Cerrahi eksizyon ve topikal imikimod tedavileri ile izlenen hastada skuamöz hücreli karsinoma dönüşüm saptanmamış fakat yeni Bowen hastalığı lezyonlarının çıkmaya devam etmesi üzerine tedaviye profilaktik amaçlı olarak düşük doz sistemik retinoik asit eklenmiştir.
Çalışmamızda güneşe de maruz kalan bölge olan yüzde 1 adet BHK gelişimi gösteren diğer hasta ise 301 seans ve toplam 1514 J/cm2 dozunda PUVA tedavisi almıştı. Hastada BHK 31 yaşında ortaya çıkmış olup beklenen yaş grubuna göre erken ortaya çıkmıştı. MF’e eşlik eden lenfomatoid papüloz hastalığı nedeniyle de tedavi gören hastanın PUVA sonrası kullanmış olduğu metotreksat tedavisi ve deri tipi II olması, deri kanseri için predispozan faktörler arasında sayılabilir. Bu veriler ışığında bu hastadaki BHK gelişiminde PUVA tedavisinin etkili olabileceği düşünülse de tek başına sorumlu tutmak güçtür.
Çalışmamızda malign deri tümörü ile ilişki saptanan her iki hastada çok sayıda PUVA lentigosu olması dikkat çekici idi. Boztepe ve ark. PUVA lentigosunun 5 yıl takip edilen hastalarda %11.9 oranında oluştuğunu saptamış ve daha fazla seans tedavi olan hastalarda daha sık oluştuğunu bildirmişlerdir (107) Çalışmamızda sadece 6 (%12) hastada PUVA lentigosu gelişmişti ve bunların ikisinde kutane malignite gelişimi olması ve lentigo gelişmeyen hastalarla kıyaslandığında kutane malignite riskinin anlamlı olarak artmış bulunması, PUVA lentigolu hastalarda yaşam boyu kutane maliginite açısından daha dikkatli izlem gerekebileceğini düşündürdü.
MF çok sık görülen bir neoplazi değildir ve literatürde MF’de uygulanan PUVA tedavisinin uzun dönem yan etkileri ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Bizim çalışma serimizin bu konudaki en geniş serilerden biri olduğu söylenebilir. Çalışmamızda hastaların ortalama takip süresi (10 yıl) çok uzun olmamakla birlikte, deri kanseri riski açısından bir fikir oluşturmaktadır. Deri kanserlerinin toplumda çok sık rastlanan neoplaziler olduğu ve özellikle bazal hücreli karsinom insidansının beyaz ırkta Avrupada 40-80/10.000 ve ABDde 300/10.000 olduğu göz önüne alındığında yaş ortalaması 52.612.5 olan ve 10 yıl izlenen bir



56. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

lentigo
deri
hasta
puva
seans
takip


56. SAYFA ICERIGI

47
güneş görmeyen bölgesinde ilk Bowen hastalığı gelişmişti. Takiplerde aynı hastada 5’ten fazla Bowen hastalığı lezyonları gelişmiştir. Şimdiye kadar yurtdışında yapılmış çok sayıda PUVA takip çalışmaları sonuçlarıyla uyumlu olarak bu hastanın maruz kaldığı PUVA sayısı ve kümülatif doz göreceli olarak daha yüksek bulunmuştur. Lezyonların güneşe maruz kalmayan bölgelerde ortaya çıkmış olması, nitrojen mustard, katran, radyasyon, immünsüpresyonla seyreden hastalık veya ilaç kullanımı öyküsünün olmaması, ortaya çıkmış prekanseröz lezyonların uzun süreli yüksek doz UVA maruziyeti ile ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Cerrahi eksizyon ve topikal imikimod tedavileri ile izlenen hastada skuamöz hücreli karsinoma dönüşüm saptanmamış fakat yeni Bowen hastalığı lezyonlarının çıkmaya devam etmesi üzerine tedaviye profilaktik amaçlı olarak düşük doz sistemik retinoik asit eklenmiştir.
Çalışmamızda güneşe de maruz kalan bölge olan yüzde 1 adet BHK gelişimi gösteren diğer hasta ise 301 seans ve toplam 1514 J/cm2 dozunda PUVA tedavisi almıştı. Hastada BHK 31 yaşında ortaya çıkmış olup beklenen yaş grubuna göre erken ortaya çıkmıştı. MF’e eşlik eden lenfomatoid papüloz hastalığı nedeniyle de tedavi gören hastanın PUVA sonrası kullanmış olduğu metotreksat tedavisi ve deri tipi II olması, deri kanseri için predispozan faktörler arasında sayılabilir. Bu veriler ışığında bu hastadaki BHK gelişiminde PUVA tedavisinin etkili olabileceği düşünülse de tek başına sorumlu tutmak güçtür.
Çalışmamızda malign deri tümörü ile ilişki saptanan her iki hastada çok sayıda PUVA lentigosu olması dikkat çekici idi. Boztepe ve ark. PUVA lentigosunun 5 yıl takip edilen hastalarda %11.9 oranında oluştuğunu saptamış ve daha fazla seans tedavi olan hastalarda daha sık oluştuğunu bildirmişlerdir (107) Çalışmamızda sadece 6 (%12) hastada PUVA lentigosu gelişmişti ve bunların ikisinde kutane malignite gelişimi olması ve lentigo gelişmeyen hastalarla kıyaslandığında kutane malignite riskinin anlamlı olarak artmış bulunması, PUVA lentigolu hastalarda yaşam boyu kutane maliginite açısından daha dikkatli izlem gerekebileceğini düşündürdü.
MF çok sık görülen bir neoplazi değildir ve literatürde MF’de uygulanan PUVA tedavisinin uzun dönem yan etkileri ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Bizim çalışma serimizin bu konudaki en geniş serilerden biri olduğu söylenebilir. Çalışmamızda hastaların ortalama takip süresi (10 yıl) çok uzun olmamakla birlikte, deri kanseri riski açısından bir fikir oluşturmaktadır. Deri kanserlerinin toplumda çok sık rastlanan neoplaziler olduğu ve özellikle bazal hücreli karsinom insidansının beyaz ırkta Avrupada 40-80/10.000 ve ABDde 300/10.000 olduğu göz önüne alındığında yaş ortalaması 52.612.5 olan ve 10 yıl izlenen bir

İlgili Kaynaklar

single.php