4
birçok hasta vardır. Bununla birlikte, sedasyon uygulanan bazı hastalarda hipnojik halüsinasyonlar da görülebilmektedir. YBÜlerinde tedavi gören hastaların yeterli analjezi ve sedasyonları sağlandığında hastaların konforu artmakta, oryantasyon problemleri çözülmekte, yoğun bakım çalışanları ve kendi yakınlarıyla daha rahat kooperasyon kurduğu izlenmektedir. Bu bilinçli sedasyon olarak adlandırılmaktadır. Deliryum, YBÜ ajitasyonlarının sık görülen bir bileşeni olup, sıklığı açık kalp cerrahisi hastalarında %30, genel yoğun bakım ünitelerinde %87 olarak değişmektedir. Kritik hastaların %90dan fazlasına YBÜnde kaldıkları sürede sedasyon ve analjezi tedavisi başlanır. Yetersiz sedasyon ve analjezi, mekanik ventilasyon süresinde artma, yoğun bakımda kalış süresinin uzaması ve deliryum için risk oluşturur. Hasta konforunun sağlanması, aşırı sedasyon ve tedavi planı arasında dengeleme yapmak da risk faktörleri arasındadır.
Deliryumun kognitif fonksiyon davranış ve mizacın kontrolünü modüle eden nörotransmitterlerin sentez, salınım ve inaktivasyonundaki dengesizlikle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Deliryumun patofizyolojisinde yer alan üçlü nörotransmitter sistemi, dopamin, GABA ve asetilkolindir. Bu dengede bozukluk olduğunda nöronal stabilite bozulur. Genel olarak, deliryuma dopamin nörotransmitterlerindeki uyarılabilirliğin artışı ve asetilkolin nörotransmitterlerindeki uyarılabilirliğindeki yetersizlik neden olmaktadır. Bu nörotransmitterlerin biri veya birkaçındaki dengesizlik, nöronal bozukluk ve öngörülemeyen nörotransmisyon ile sonuçlanır. Genelde dopamin fazlalığı ve asetilkolin tükenmesi, deliryumun nüvesini oluşturduğuna inanılan iki esas fizyolojik sorundur. Deliryum gelişmesinde yer alan diğer nörotransmitter sistemleri seratonindeki imbalans, endorfin hiperaktivasyonu ve santral nöroadrenerjik aktivitenin artışında deliryum tablosunun ortaya çıktığı bilinmektedir.18,19
TANIM
Deliryum ani başlayan, genel olarak bilişsel işlevlerin bozulması, bilinç durumunda değişiklik, dikkat bozuklukları, artmış ya da azalmış psikomotor aktivite, uyku ve uyanıklık döngüsünün düzensizliği ile karakterize, geçici organik mental sendromdur.12



13. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

hasta
tedavi
hastaların
deliryum
bakım
sedasyon


13. SAYFA ICERIGI

4
birçok hasta vardır. Bununla birlikte, sedasyon uygulanan bazı hastalarda hipnojik halüsinasyonlar da görülebilmektedir. YBÜlerinde tedavi gören hastaların yeterli analjezi ve sedasyonları sağlandığında hastaların konforu artmakta, oryantasyon problemleri çözülmekte, yoğun bakım çalışanları ve kendi yakınlarıyla daha rahat kooperasyon kurduğu izlenmektedir. Bu bilinçli sedasyon olarak adlandırılmaktadır. Deliryum, YBÜ ajitasyonlarının sık görülen bir bileşeni olup, sıklığı açık kalp cerrahisi hastalarında %30, genel yoğun bakım ünitelerinde %87 olarak değişmektedir. Kritik hastaların %90dan fazlasına YBÜnde kaldıkları sürede sedasyon ve analjezi tedavisi başlanır. Yetersiz sedasyon ve analjezi, mekanik ventilasyon süresinde artma, yoğun bakımda kalış süresinin uzaması ve deliryum için risk oluşturur. Hasta konforunun sağlanması, aşırı sedasyon ve tedavi planı arasında dengeleme yapmak da risk faktörleri arasındadır.
Deliryumun kognitif fonksiyon davranış ve mizacın kontrolünü modüle eden nörotransmitterlerin sentez, salınım ve inaktivasyonundaki dengesizlikle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Deliryumun patofizyolojisinde yer alan üçlü nörotransmitter sistemi, dopamin, GABA ve asetilkolindir. Bu dengede bozukluk olduğunda nöronal stabilite bozulur. Genel olarak, deliryuma dopamin nörotransmitterlerindeki uyarılabilirliğin artışı ve asetilkolin nörotransmitterlerindeki uyarılabilirliğindeki yetersizlik neden olmaktadır. Bu nörotransmitterlerin biri veya birkaçındaki dengesizlik, nöronal bozukluk ve öngörülemeyen nörotransmisyon ile sonuçlanır. Genelde dopamin fazlalığı ve asetilkolin tükenmesi, deliryumun nüvesini oluşturduğuna inanılan iki esas fizyolojik sorundur. Deliryum gelişmesinde yer alan diğer nörotransmitter sistemleri seratonindeki imbalans, endorfin hiperaktivasyonu ve santral nöroadrenerjik aktivitenin artışında deliryum tablosunun ortaya çıktığı bilinmektedir.18,19
TANIM
Deliryum ani başlayan, genel olarak bilişsel işlevlerin bozulması, bilinç durumunda değişiklik, dikkat bozuklukları, artmış ya da azalmış psikomotor aktivite, uyku ve uyanıklık döngüsünün düzensizliği ile karakterize, geçici organik mental sendromdur.12

İlgili Kaynaklar







single.php