64
TARTIŞMA VE SONUÇ
Ajitasyon ve deliryum, yoğun bakım ünitelerinde yaygın görülen sorunlardır. Bu duruma yol açan sistemik ve metabolik anormalliklerin, ilaç toksititesinin, yoksunluk durumlarının ve diğer reversible faktörlerin değerlendirilmesi ve tedavisi gerekmektedir. Akut konfüzyonel durum olarak bilinen, bilinç bozukluğu ve bilişsel defisitlerle karakterize organik mental bir hastalık olan deliryum tablosunda görülen davranış şekilleri bazı hastalarda huzursuzluk, taşkınlık ve dezorganizasyon, bazı hastalarda ise depresyonu düşündürecek kadar sessiz ve yavaş izlenebilen değişik formlarda görülmektedir. YBÜ takiplerinde ağrı tedavisi ve sedasyon uygulanma prensiplerinin yönetimi, deliryum görülme sıklığını azaltmada önemli rol oynamaktadır. YBÜlerinde yapılan çalışmalarda görülmektedir ki, ajitasyon ve ağrının kontrol altına alınamamış olması ve sempatik sistem aktivasyonu ile dolaşımdaki katekolamin düzeylerinin yükselmesi, kritik hastalıklara ait hipermetabolik yanıtı kötüleştirmekte; yara iyileşmesinde yetersizlik, artmış oksijen gereksinimi ve hiperkoagülopati ile birleşerek immunsüpresyona neden olmaktadır. Ağrı tek başına, solunum paternini ve mekaniğini değiştirebilmekte, hipoksemiye ve enfeksiyona yol açan pulmoner sekresyonların birikmesine ve atelektaziye neden olmaktadır. Ayrıca ağrı ve ajitasyon uzun süreli olumsuz fizyolojik etkilere sebep olur. Sedatif ve analjeziklerin aşırı kullanımı, mekanik ventilasyon ve YBÜ de kalma süresi artırabilmektedir.85
Deliryumu tedavi etmek ve önlemek konusunda sorun oluşturabilecek durumların varlığı alternatif tedavi arayışlarını beraberinde getirmektedir. Deliryum, artmış hastanede kalış, kalıcı ciddi psikiyatrik sorunlar ve artmış mortalite oranları ile birliktedir. Deliryum, aynı zamanda ameliyat sonu kötü yara iyileşmesi, kognitif fonksiyon bozukluğu ve uzamış mekanik ventilasyonla beraber nazokomiyal pnömoni gelişimine yatkınlığı artırır.85,86
Deliryum tedavisindeki farmakolojik yaklaşım, kullanılan güncel ilaçlardaki bazı yan etkilere bağlı olarak tedaviler arasındaki dengede birçok zorluklar ortaya çıkmaktadır. Öncelikle en çok altta yatan nedene yönelik tedavi ve nonfarmakolojik destekleyici bakım tavsiye edilir. Deliryumu önlemek ve gelişmesindeki risk faktörlerini minimalize etmek tedaviden daha etkilidir. Yapılan çalışmalarda



73. SAYFAYA BENZER SAYFALAR

Klasik türk müziğinin hipertansiyon hastalarının kan basınçlarına ve anksiyete düzeylerine etkisi - Sayfa 52
Bu nedenlerle günümüzde müzik terapisi uyku bozuklukları (100), anksiyete bozuklukları (110), kanser tedavisi (112), ağrı (114) ve hipertansiyon (11) gibi birçok sağlık uygulamasında destekleyici bir tedavi yöntemi olarak yerini almıştır. 2.3.3.1. Müzik terapisi ve anksiyete Müzik terapisi anksiyeteye yol açan birçok durumda tamamlayıcı veya alternatif tedavi olarak kullanılabilmektedir. Örneğin d...
Mekanik ventilasyon desteğinde olan hastalarda refleksolojinin sedasyon düzeyi ve yaşamsal belirtiler üzerine etkisi - Sayfa 64
Sedasyonun uygun düzeyde olmasının, hasta konforu sağlanması ve hastanın yoğun bakımda kalışını uzatması yönünden önem taşıdığı görülmektedir. Bu iki uç arasında uygun bir denge sağlamak için sedasyon skalaları mutlaka kullanılmalıdır. 1.8.4.4. Mekanik Ventilasyon Desteğinde Olan Hastalarda Sedasyon Yönetimi Mekanik ventilasyon desteği alan yoğun bakım hastalarında sedasyonun sağlanması yoğun ba...

73. SAYFADAKI ANAHTAR KELIMELER

tedavi
tedavisi
deliryum
yoğun
bakım
neden


73. SAYFA ICERIGI

64
TARTIŞMA VE SONUÇ
Ajitasyon ve deliryum, yoğun bakım ünitelerinde yaygın görülen sorunlardır. Bu duruma yol açan sistemik ve metabolik anormalliklerin, ilaç toksititesinin, yoksunluk durumlarının ve diğer reversible faktörlerin değerlendirilmesi ve tedavisi gerekmektedir. Akut konfüzyonel durum olarak bilinen, bilinç bozukluğu ve bilişsel defisitlerle karakterize organik mental bir hastalık olan deliryum tablosunda görülen davranış şekilleri bazı hastalarda huzursuzluk, taşkınlık ve dezorganizasyon, bazı hastalarda ise depresyonu düşündürecek kadar sessiz ve yavaş izlenebilen değişik formlarda görülmektedir. YBÜ takiplerinde ağrı tedavisi ve sedasyon uygulanma prensiplerinin yönetimi, deliryum görülme sıklığını azaltmada önemli rol oynamaktadır. YBÜlerinde yapılan çalışmalarda görülmektedir ki, ajitasyon ve ağrının kontrol altına alınamamış olması ve sempatik sistem aktivasyonu ile dolaşımdaki katekolamin düzeylerinin yükselmesi, kritik hastalıklara ait hipermetabolik yanıtı kötüleştirmekte; yara iyileşmesinde yetersizlik, artmış oksijen gereksinimi ve hiperkoagülopati ile birleşerek immunsüpresyona neden olmaktadır. Ağrı tek başına, solunum paternini ve mekaniğini değiştirebilmekte, hipoksemiye ve enfeksiyona yol açan pulmoner sekresyonların birikmesine ve atelektaziye neden olmaktadır. Ayrıca ağrı ve ajitasyon uzun süreli olumsuz fizyolojik etkilere sebep olur. Sedatif ve analjeziklerin aşırı kullanımı, mekanik ventilasyon ve YBÜ de kalma süresi artırabilmektedir.85
Deliryumu tedavi etmek ve önlemek konusunda sorun oluşturabilecek durumların varlığı alternatif tedavi arayışlarını beraberinde getirmektedir. Deliryum, artmış hastanede kalış, kalıcı ciddi psikiyatrik sorunlar ve artmış mortalite oranları ile birliktedir. Deliryum, aynı zamanda ameliyat sonu kötü yara iyileşmesi, kognitif fonksiyon bozukluğu ve uzamış mekanik ventilasyonla beraber nazokomiyal pnömoni gelişimine yatkınlığı artırır.85,86
Deliryum tedavisindeki farmakolojik yaklaşım, kullanılan güncel ilaçlardaki bazı yan etkilere bağlı olarak tedaviler arasındaki dengede birçok zorluklar ortaya çıkmaktadır. Öncelikle en çok altta yatan nedene yönelik tedavi ve nonfarmakolojik destekleyici bakım tavsiye edilir. Deliryumu önlemek ve gelişmesindeki risk faktörlerini minimalize etmek tedaviden daha etkilidir. Yapılan çalışmalarda

İlgili Kaynaklar







single.php